1-A) Safiyüddin Urmevî Sistemi

a) Küçük Aralıklar

Sistemci okulu kuran ve kurucu payesini hakkı ile kazanan Safiyüddin Abdülmü'min Urmevî'de küçük aralıklar şunlardır:

1- Bakiye6

2- Mücennep

3- Tanini

Bu aralıklar içinde bulunan mücennep Çmücenneb) aralığı üzerinde biraz durmamız icap etmektedir.

Mücenneb kelimesi Arapçadır, cenb kelimesinden çoğaltılmıştır. "Yan taraf, taraf anlamına gelir. Literatürümüzde bu kelimeyi ilk kullanan büyük müzikolog ve filozof Farabî olmuştur.

Prof. Yalçın Tura, bu konuda şu tesbiti yapıyor:

Eski nazariyat kitaplarının başlıca mevzularından (konulanndan) biri olan muhtelif sazlardaki perde hatlarının yerlerini teshil sırasında, işaret parmağı ile veya orta parmakla basılan perdelerin hemen adlandınlmasında kullanılmış bir tabirdir. Mesela, işaret parmağı ile basılan asıl perdenin yakınında bulunan ve bu parmağın baskı sah aşina giren komşu perdeye "Mücennebü-s sebbdbe", orta parmakla basılan aynı perdeye ise "Mücenneb-ül vusta" adı verilmiştir. Fdrdbî, ud'da (daha doğrusu bugünki manada lavtada) bulunan perdelerin adlarını ve yerlerini şu şekilde göstermektedir:

Mutlak vitr Açık tel Zaid ilk yarım ses Mücennebü-s sebbabe işaret parmağı ile basılan perdenin komşusu Sebbabe işaret parmağı ile basılan perde Mücenneb-ül vusta Orta parmak ile basılan perdenin komşusu Vusta-ı acem Orta parmak ile basılan acem perdesi Vusta-ı zilzâl (parmak ile telin titremesi) Zilzalin orta parmak ile bastığı parmak Binsir Yüzük parmağı ile basılan perde Hinsir Küçük parmak ile basılan perde Bu tablo, Safiyüddin 'in Kitâbü 'l-Edvâr'ında vardır. Fdrdbî ise kitabında mücennebü-s sebbabeyi de ikiye ayırmış ve mücennepleri dörde çıkarmıştır. Ancak, bu dört mücennepten ikisinin kullanılmadığını yazan Safiyüddin'in bu teshilleri daha sonra yeni bir tefsire konu olacak, bu iki mücennep mücen-neb-i kebir (büyük mücennep) ve mücenneb-i sagir (küçük mücennep) adlari-le literatüre geçecek ise de, nazariyatçılar bu mücennepleri de kullanmayacaklardır.7

Safiyüddin'in mücennep aralığı için iki orantı vermesi Mevlana Mübarek Şa-h'ın Şerhü'l-Edvârmda ele alınmış, kendisinden sonra gelen Abdülkadir'in görü-şüne de temel teşkil eden mücennep aralığı iki mücennep aralığı imiş gibi yorumlanmış, 13/11 ile gösterilen oran büyük mücennep, 13/12 ile gösterilen oran ise küçük mücennep olarak adlandırılmıştır.

Abdülkadir Meragî de Şerhü'l-Kitâbü'l-Edvâr ve Makasıdü'l-Elhân'ında aynı konuyu ele alarak, mücennepleri Farabî'nin "Kitab-ı Makalat" (Makaleler kitabı) bölümünden aynen aldığını bildirmekle beraber, bunların kullanılmadığını da açıkça kaydeder.

Safiyüddin'den yaklaşık 70 sene sonra gelen Abdülkadir Meragî, tıpkı Mevlana Mübarek Şah'ın Şerhü'l-Edvârı'nda olduğu gibi Safiyüddin'in de, Şerhü'l-Kitâbü'l-Edvâr'ında, mücenneb-i kebir ve mücenneb-i sagir terimlerini kullanmış ise de, bu terimlerin tatbikatta kullanılmadığını da ayrıca işaret etmiştir.

Sistemci okulun kurulmasında ve kurulmasından evvel geçen dönemlerde, küçük aralıklar içinde bulunan mücennep aralığı, küçük bir bölgenin işaretini taşımaktadır. Bakiyeden büyük, taniniden küçük bir bölgenin adı olan mücennep, ne 5 koma ne de 8 koma olarak görülmektedir. Küçük aralıklar içinde önemli bir yeri bulunan bu aralığın sistemci okulda işareti "C" olarak tesbit edilmiştir. C, içinde değişiklikler gösteren ve icrada ayrı sesler çıkarılmasını gerektiren bir aralık niteliğine sahiptir.

Sistemci okulun kurucuları ve daha sonra gelen nazariyatçı musikiciler, bu aralığı, tavanının taniniye çok yakın, pestinin de bakiyeye çok yakın olması dolayısiyle, bir tek aralık olarak düşünmüşler, sistemci okulun tarihi seyri boyunca bu görüşlerini muhafaza etmişlerdir.

Ancak, mücennep aralığı içinde ses oynamaları, özellikleri her makamın niteliğine göre değişik olarak kendini göstermiş ve mücennepte zorunlu bir ayrımın kabul edilmesine sebep olmuştur. Bunu bir örnek ile açıklayalım. Sistemci okulun aynı diziye hem Irak hem de Hicazı dediğini biliyoruz. Şimdi bu diziyi ele alalım. Irak veya Hicazî dizisinin sistemci okuldaki dizi seması şöyledir:

Bu dizide, Hüseynî Aşiran, Dügâh ve Segâh perdeleri, koma bemollü (bugünkü anlayışa göre) olarak gösterilmiş, Dik Kaba Hisar, Dik Zirgüle şeklinde tesbit edilmişlerdir. Aralıklar ise, Yegâh ile Dik Kaba Hisar arası "K" yani büyük mücennep ile gösterilmiştir. Halbuki, sistemci okulda ve özellikle Safiyüddin'de, büyük mücennep diye bir aralık yoktur. Keza, "S" yani küçük mücennep diye bir aralık da Safiyüddin'de bulunmaz. Halbuki, bu şemada gösterilen dizi, hem Hicaz hem de Irak dizileri olarak tesbit edilmiş ve öyle gösterilmiştir. Bunun açıklamasının bugünkü nazari sistemlerin görüşü altında yapılması mümkün değildir. Çünki, Irak makamı Irak perdesinde kurulu bir makam olduğuna göre, bu dizinin K ve S aralıkları hesaba katılarak Irak perdesine göçürülmesi durumunda, Irak makamının kuruluşu mümkün olamayacaktır. Bu duruma göre, sistemci okulun ilk mensupları, niçin bu diziye aynı zamanda Irak dizisi demeyi uygun bulmuşlar ve niçin bu diziyi Hicazî dizişi olarak tanımışlardır?

Bunun sebebi, dizideki aralıkların orantılarıdır. Çünki, mücennep aralığının genişliği Hicaz makamında biraz daralmakta, Irakta ise biraz artmakta ve dizi şu şekli almaktadır:

Sistemci okulun, bugünkü Hicaz dizimize benzeyen, bu Hicaz dizişi, bugün bilinmemekte ve kullanılmamaktadır. Sesler arasındaki orantıların da değişiklikler gösterdiği açıkça görülmektedir. Çünki, o zaman Hicaz dizisindeki Do diyez, bakiye değil, C ile gösterilen mücennep diyezidir. Diğer taraftan, bugün, artık ikili olarak gösterdiğimiz Dik Kürdî-Nim Hicaz aralığı da l koma fark ile SAB aralığına dönüşmüştür.

Şimdi de sistemci okuldaki C aralığının değişik olarak kullanılmasının Irak makamındaki uygulanmasını görelim:

Mücennep aralıkları, Hicazîdeki gibi, taniniye yakın bir aralık orantısı içinde kullanılmış ve Irak dizisinin kurulmasındaki rolü belirtilmiştir. Bu sebepledir ki, Safiyüddin bu diziye rahatça hem Irak hem de Hicazî adını vermiştir.

 

b) Büyük Aralıklar ve Cinsler

Sistemci okulda kabul edilip kullanılan büyük aralıkların asılları, antik Yunan musikisinden gelmektedir. Farabî ve Safiyüddin'in bilimsel dile, yani terminoloji-ye göre adlandırdıkları bu aralıklar şunlardır:

1- Buud-i zü'l-erba (dörtlü aralığı)

2- Buud-i zü'l-hams (beşli aralığı)

3- Zülkül veya Devir (sekizli aralığı)

4- Zülkül bi'l-erba (onikili aralığı)

5- Zülkül bi'l-hams (onüçlü aralığı)

6- Zülkül-i merreteyn (onaltılı aralığı veya iki sekizli aralığı) Bu aralıkların sonra gelen müzikologların edvarlarında kayda alınmadıklarını görüyoruz. Çünkü, nazariyatın inceliklerini ve derinliğini gereği gibi kavramamışlar veya kavramış fakat zamanın görüşlerine göre kitap yazmağı zorunlu bulunca ansiklopedik bilgilere daha fazla önem vermişler, zamanın icaplarına uyarak kitaplarını bu atmosfer içinde yazmışlardır

Sıstemcı okulda, dörtlü aynı zamanda cins adı île de tanınmıştır

Antik Yunan musikisinden Farabî yolu ile Türk musikisine aktarılan ve tanıtılan cinsin, sistemci okuldaki tarifi şöyledir

Bir dörtlü içerisinde düzenlenmiş üç aralığa cins denilir' 8

Diğer bir deyişle Uç küçük aralığa bölünmüş dörtlüye cins denilir 9

Murad Bardakçı da şu tarifi veriyor :

"Buudun sonuna bir nağme ilavesiyle oluşur" 10

Farabî, Safiyüddin ve Abdülkadir, cinslere, lâhin içinde gördükleri vazifelere ve dizi ve makam teşkilindeki rollerine göre çeşitli adlar vererek ayrımlarda bulunmuşlardır

Safiyüddin Kıtâbu' l-Edvarında. ve Şerefiye'sinde,11 keza Abdülkadir Cami'u'l-Elhan'ında 12 cinsleri genel bir ayırım içinde, yumuşak cins ve kuvvetli cins olarak incelemişler, bunları da kendi aralarında ayrı isimlerle ayırmışlardır. 13

20 yüzyılda kurulan iki nazari sistemin (Rauf Yekta Bey Okulu ve Arel-Dr Ezgi Okulu) bu cinslerden seçtiği dörtlüklerin bulunduğunu da hatırlamak icap eder.