|
İlk Öğretim Kurumları Müzik Dersi Programı'nda Geleneksel Türk Sanat Müziği Müfredâtı Üzerine bir Çalışma |
|
(Bölüm 3) |
İlköğretim kurumlarında müzik eğitimi, MEB’nca hazırlanan genel
bir müzik eğitimi programıyla yürütülür. Herkes için gerekli ve zorunlu
olan bu eğitimle, bireylerin ortak bir müzik kültürüne sahip olmaları amaçlanır.
Müzik Eğitimi liselerde yer alsa da, sadece ilköğretimin zorunlu
olması, okul müzik eğitiminin en önemli kısmının ilköğretim kurumlarında
yapılan müzik eğitimi olduğunu düşündürmektedir. Kaldı ki ülkemiz nüfusunun
büyük bir kısmı, (1997 rakamlarına göre 3.000.000 çocuk) yalnızca
zorunlu temel eğitimden yararlanabilmektedir.
Bu durum, ülkenin müzik açısından kültürel gelişiminin, büyük
ölçüde bu okullarda yapılan müzik eğitimiyle sağlanabileceği sonucunu
ortaya çıkarmaktadır.
3.1. İlköğretim Kurumları’nın Tarihçesi
İlköğretim Kurumları’nda
yapılan müzik eğitiminden bahsetmeden önce, Türkiye’ de ilköğretimin kısa
tarihçesine bakmak yerinde olacaktır.
Türkiye’de
yasal ilköğretim, 1913 yılında “Tedrîsât-ı
İptidâiye Kaanûn-ı Muvakkat” ı (İlköğretim Geçici Kânunu) ile başlamıştır
ve 6 yıl süreli olması öngörülmüştür. 1924 yılında toplanan Hey’et-i
İlmiye; ilkokulu beş yıl, ortaokulu 3 yıl ve liseyi de 3 yıl olarak düzenlemiştir.
Bu düzenleme 1926 yılında çıkarılan 789 sayılı Maarif Teşkilâtına Dâir
Kaanun’la yasallaşmıştır.
24 Haziran 1973’te yürürlüğe giren 1739 sayılı Millî Eğitim
Temel Kanunu, örgün eğitim ve yaygın eğitim kavramlarını getirmiştir. Örgün
eğitim, okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimden
oluşmaktadır. Bu yasaya göre ilköğretim (6-14 yaşlarındaki çocukların eğitim
ve öğretimi), 5 yıllık ilkokullar ve 3 yıllık ortaokullar ile sağlanacaktır.
Bu eğitim, kız ve erkek çocuklar için parasız ve zorunludur. Ancak bu yasal
zorunluluk, ilköğretimin ikinci kademesini yürütecek okulların yeterince
yaygınlaştırılamamış olması gerekçesiyle 1997 yılına kadar uygulanamamıştır.
Bugün ilköğretim, 8 yıllık zorunlu temel eğitim programı olarak, 5
yıllık ilkokul ile 3 yıllık ortaokulun birleştirilmesinden oluşmuştur.
3.2. Millî Eğitimin ve İlköğretim Kurumlarının Amaçları ve İlkeleri
14
Haziran 1973 tarihinde kabul edilip, 24 Haziran 1973 günü 14574 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan 1739
sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun birinci kısmının, birinci bölümü
Türk Millî Eğitiminin Amaçları’na, ikinci bölümü ise Türk Millî Eğitiminin
Temel İlkeleri’ne ayrılmıştır. Bu amaçlar şöylece sıralanmaktadır:
Türk Millî Eğitiminin Amaçları
1.Genel Amaçlar:
Madde 2 - Türk Millî Eğitiminin
genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,
1.
Atatürk İnkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk
milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî
ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını,
milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın
başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk
devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını
bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
(16 Haziran 1983 tarih ve 2842 sayılı kanunla değiştirilen şekli).
2.
Beden, zihin, ahlâk, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı
şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne,
geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı; kişilik ve teşebbüse
değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli
kişiler yetiştirmek;
3.
İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri,
davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle
hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna
katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;
Böylece, bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah
ve mutluluğunu artırmak; öte yandan millî birlik ve bütünlük içinde
iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve
nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin
bir ortağı yapmaktır.
2. Özel Amaçlar:
Madde 3 - Türk eğitim ve öğretim sistemi, bu genel amaçları gerçekleştirecek
şekilde düzenlenir ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel
amaçları, genel amaçlara ve aşağıda sıralanan temel ilkelere
uygun olarak
tespit edilir.”
Türk Millî Eğitiminin Temel İlkeleri
1. Genellik ve eşitlik:
Madde 4 - Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet ve din ayrımı gözetilmeksizin
herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa
imtiyaz tanınamaz.
2. Ferdin ve toplumun ihtiyaçları:
Madde 5 - Millî eğitim hizmeti, Türk vatandaşlarının istek ve
kabiliyetleri ile Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenir.
3.
Yöneltme:
Madde 6 - Fertler eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri
ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek
yetiştirilirler.
Millî Eğitim sistemi, her bakımdan, bu yönelmeyi gerçekleştirecek
biçimde düzenlenir.
Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve
objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır.
4. Eğitim hakkı:
Madde 7 - Temel eğitim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır.
Temel eğitim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar
ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanırlar.
5. Fırsat ve imkân eşitliği:
Madde 8 - Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır.
Maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim
kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık,
burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır. Özel eğitime ve
korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır.
6. Süreklilik:
Madde 9 - Fertlerin, genel ve meslekî eğitimlerinin hayat boyunca devam
etmesi esastır.
Gençlerin eğitimi yanında hayata ve iş alanlarına olumlu bir şekilde
uymalarına yardımcı olmak üzere, yetişkinlerin sürekli eğitimini sağlamak
için gerekli tedbirleri almak da bir eğitim görevidir.
7. Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Atatürk milliyetçiliği: (2842 sayılı
kanunla değiştirilen şekli).
Madde 10 - Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders
programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim
faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş
olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Millî ahlâk ve millî kültürün
bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup
geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.
Millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk
dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikle bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan
öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine
çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile
işbirliği yapılarak Millî Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirler alınır.
8. Demokrasi eğitimi: (2842 sayılı kanunla değiştirilen şekli).
Madde 11 - Güçlü ve istikrarlı, hür ve demokratik bir toplum düzeninin
gerçekleşmesi ve devamı için yurttaşların sahip olmaları gereken
demokrasi bilincinin, yurt yönetimine ait bilgi, anlayış ve davranışlarla
sorumluluk duygusunun ve manevî değerlere saygının, her türlü eğitim çalışmalarında
öğrencilere kazandırılıp geliştirilmesine çalışılır; ancak, eğitim
kurumlarında Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine aykırı
siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu nitelikteki günlük siyasi
olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.
9. Laiklik: (2842 sayılı kanunla değiştirilen şekli).
Madde 12 - Türk millî eğitiminde lâiklik esastır. Din kültürü ve
ahlâk öğretimi ilkokul ve ortaokullar ile lise ve dengi okullarda okutulan
zorunlu dersler arasında yer alır.
10. Bilimsellik:
Madde 13 - Her derece ve
türdeki ders programları ve eğitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri,
bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere, çevre ve ülke ihtiyaçlarına
göre sürekli olarak geliştirilir.
Eğitimde verimliliğin
artırılması ve sürekli olarak gelişme ve yenileşmenin sağlanması
bilimsel araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak yapılır.
Bilgi ve teknoloji üretmek
ve kültürümüzü geliştirmekle görevli eğitim kurumları gereğince donatılıp
güçlendirilir, bu yöndeki çalışmalar maddî ve manevî bakımdan teşvik
edilir ve desteklenir.
11. Planlılık:
Madde 14 - Millî eğitimin
gelişmesi iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınma hedeflerine uygun olarak eğitim-insangücü
istihdam ilişkileri dikkate alınmak suretiyle, sanayileşme ve tarımda
modernleşmede gerekli teknolojik gelişmeyi sağlayacak meslekî ve teknik eğitime
ağırlık verecek biçimde planlanır ve gerçekleştirilir.
Mesleklerin kademeleri ve
her kademenin unvan, yetki ve sorumlulukları kanunla tespit edilir ve her
derece ve türdeki örgün ve yaygın meslekî eğitim kurumlarının kuruluş
ve programları bu kademelere uygun olarak düzenlenir.
Eğitim kurumlarının
yer, personel, bina, tesis ve ekleri donatım, araç ve kapasiteleri ilke ilgili
standartlar önceden tespit edilir ve kurumların bu standartlara göre optimal
büyüklükte kurulması ve verimli olarak işletilmesi sağlanır.
12. Karma eğitim:
Madde 15 - Okullarda kız
ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkân ve
zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere
ayrılabilir.
13. Okul ve ailenin işbirliği: (2842 sayılı kanunla değişik şekli).
Madde 16 - Eğitim
kurumlarının amaçlarını gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak için okul
ile aile arasında işbirliği sağlanır.
Bu maksatla okullarda
okul-aile birlikleri kurulur. Okul-aile birliklerinin kuruluş ve işleyişleri
Millî Eğitim Bakanlığı’nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
14. Her yerde eğitim:
Madde 17 - Millî eğitimin
amaçları yalnız resmî ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı zamanda
evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye
çalışılır.
Resmî, özel ve gönüllü
her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri millî eğitimin amaçlarına
uygunluğu bakımından Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın
denetimine tabidir.”
İlköğretim Kurumlarının Amaçları
Madde 5 - İlköğretim kurumlarının amaçları, Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkeleri doğrultusunda;
3.3. İlköğretim Kurumlarında Yapılan Müzik Eğitiminin GTSM
Öğretimi
Yönünden Tarihsel Gelişimi
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında
Türkiye, gerek devlet yapısında ve gerekse de toplumsal yapıda birçok değişiklikler
yaşamıştır. Hanedanlığın ve hilâfetin kaldırılması, tekke ve
zaviyelerin kapatılması, hukuk ve eğitim sistemlerindeki değişiklikler, kadınların
(seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere) sosyal hayata erkeklerle eşit
seviyede katılımının sağlanması, saat diliminin, takvimin ve ölçü
birimlerinin değiştirilmesi, harf devrimi, dil devrimi, kılık kıyafetteki
değişimler bunların en önemlileridir.
Sosyal, siyasal ve kültürel
alanlardaki bu değişimlerin temeli, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine
dayanır. 1820’lerden başlayarak, 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları
ile iyice belirginleşen batılılaşma hareketleri, Cumhuriyet döneminde
artarak sürmüştür.
Bu değişim, devletin kültür
ve sanat tercihinde de çarpıcı biçimde kendini gösterir.
“Osmanlı İmparatorluğu’nun
batı karşısındaki zayıflığını gidermek için giriştiği düzenlemeler
içerisinde, müzik eğitimi de gözden geçirilmiş ve Batı müzik sistemi ile
müzik türleri, Türk müzik eğitimine yerleştirilmeye başlanmıştır. Batı
sanat müziğinin 1826 yılından itibaren devletçe benimsenerek yayılmaya başlamasıyla
birlikte, Geleneksel Türk Sanat Müziği resmi özgün müzik uygulamaları içindeki
önemini yitirmeye başlamıştır ” (Akkaş 1997).
1826 yılında Sultan II.
Mahmud tarafından “Vak’a-yi Hayriye” adıyla anılan bir hareketle Yeniçeri
Ocağı’nın kapatılması, Osmanlı askeri müzik teşkilatı Mehterhâne’nin
de kapatılmasına sebep olmuştur. Bu kurumun yerine 1827 yılında hem Türk
ve hem de Batı müziği eğitimi verecek olan “Muzika-i Humâyûn” kurulmuştur.
Bu çatı altında ilk önce Batı tarzı bir bando kurulmuş, başına önce
levantenlerden Manguel, kısa bir süre sonra
(1828 yılında) İtalya’dan Guiseppe Donizetti getirilmiştir.
“Donizetti, o
tarihlerde henüz kapatılmamış olan Osmanlı’nın içinde müzik eğitiminin
önemli bir yer kapladığı eğitim kurumu Enderun’dan seçtiği öğrencilere
Batı notasını, bando sazlarını ve askeri müziğin yanı sıra İtalyanca sözlü
eserleri öğretmiş, huzurda opera ve operetlerden örnekler sunmuştur.
Donizetti’nin amacı, böylece
uygun bir ortam yarattıktan sonra senfonik müziğe geçmekti” (Özalp 1986).
Daha sonraları da aynı
kurumun başına İspanyol asıllı Fransız D’Aranda ve yine İtalyan Pizani,
Angelo Mariani, Luigi Arditi, Fransız Dussap gibi yabancı müzisyenler
getirilmiştir.
“19.yüzyılın ikinci
yarısından itibaren opera, operet ve çeşitli çalgı toplulukları İstanbul,
İzmir ve Selânik gibi büyük kentlerde temsil ve konserler vererek yeni bir
Batı Müziği beğenisini yerleştirmeye çalışmışlardır. Bunun yanı sıra
Hamparsum notasıyla yazılmış Türk Müziği eserlerinin de Batı Müziği
yazısına dönüştürülmeye başlandığı görülmektedir. (Say, 1994,
s.511) ” (Akkaş 1997).
Cumhuriyetin kuruluşundan
sonraki müziksel yapılanma büyük ölçüde Ziya Gökalp’in 1923 yılında
yayımlanan “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabında açıkladığı görüş
ve düşünceleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Gökalp, tezimizde
GTSM adıyla andığımız Türk Klâsik Müziği’ni Şark Mûsikîsi veya Doğu
Mûsikîsi diye adlandırmakta ve bu türün Türk toplumuna ait olmayıp
Bizans’tan alındığını söylemektedir. Gökalp şöyle der:
“ Avrupa mûsikîsi
girmeden evvel, memleketimizde iki mûsikî vardı: Bunlardan biri Farâbî
tarafından Bizans’tan alınan şark mûsikîsi, diğeri eski Türk mûsikîsinin
devamı olan (halk melodileri) nden ibaretti.
Bugün işte şu üç tür
mûsikînin karşısındayız: Şark mûsikîsi, Garp mûsikîsi, halk mûsikîsi.
Acaba bunlardan hangisi,
bizim için millîdir? Şark mûsikîsinin hem hasta, hem de gayr-ı millî olduğunu
gördük. Halk mûsikîsi hasrımızın, garp mûsikîsi de yeni medeniyetimizin
mûsikîleri olduğu için, her ikisi de bize yabancı değildir. O halde, millî
mûsikîmiz, memleketimizdeki halk mûsikîsiyle garp mûsikîsinin imtizâcından
doğacaktır. Halk mûsikîmiz bize birçok melodiler vermiştir. Bunları
toplar ve garp mûsikîsi usûlünce (armonize) edersek hem millî, hem de
Avrupaî bir mûsikîye mâlik oluruz” (Gökalp 1990).
Ziya Gökalp’in bu
fikirleri Atatürk tarafından da büyük ölçüde benimsenmiştir. Atatürk şöyle
demektedir:
“Doğu müziği denilen
Osmanlı müzikleri hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek müziğimiz
Anadolu halkından işitilebilir. Türk toplumu büyük bir hızla oluşan köklü
bir yapısal değişme-dönüşme (inkılâp) içindedir.
Osmanlı müziği Türkiye
Cumhuriyeti’ndeki büyük inkılâpları terennüm edebilecek güçte değildir.
Bize yeni bir müzik gereklidir. Bize gerekli olan yeni
müzik, özünü ulusal müziğimizin gerçek temelini oluşturan halk müziğimizden
alan, çok sesli bir müzik olacaktır. Bunun için ulusal ince duyguları, düşünceleri
anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce genel
son müzik kurallarına göre işlemek gerekir. Türk ulusal müziği ancak bu
yolla yükselebilir, evrensel müzikte yerini alabilir” (Uçan 1996).
Cumhuriyetin kuruluş yıllarından
günümüze kadar doğu müziği, şark müziği, Osmanlı müziği, saray müziği,
divan müziği gibi çok çeşitli adlarla anılan Türk Klâsik Müziği’nin,
ses sistemi, makam, usûl gibi temel özellikleri aynı olan (Türk) Halk Müziği’nden
ayrı bir tür olarak düşünülemeyeceği bugün herkesçe kabul edilen
bilimsel bir gerçektir.
Türk Klâsik Müziği’nin
Bizans, Arap, İran, Yunan veya daha başka bir toplumdan alınmadığı,
tamamen Türk milletine ait olduğu da başta Hüseyin Sâdeddin Arel olmak üzere
bir çok tarihçi ve müzikolog tarafından ortaya konulmuştur. Arel’in
“Türk Mûsikîsi Kimindir?” adlı
eseri bu konuda yapılan bilimsel çalışmaların en önemlisidir.
Prof. Dr. Gedikli 1993 yılında
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü’nün
düzenlediği 1.Ulusal Müzik Eğitimi Sempozyumundaki bildirisinde bu hususta
şöyle demektedir:
“Türk Halk Müziği
bizim ama, sanat mûsikîsi Arap, Acem ve Bizans kökenli! türünden yanlış
ve önyargılardan kurtulmuş bir öğretime kavuşulmalıdır” (Gedikli
1993).
Prof. Dr. Uçan ise bu
konuda şöyle demektedir:
“Geleneksel Türk sanat
müziğinin Osmanlılar’dan önce Selçuklular döneminde ve hatta ondan daha
önceleri oluşmaya başladığı, İslâmlığın kabulünden önceki Orta Asya
Türk devletleri dönemlerine kadar uzandığı, bugün artık (tüm)
ilgililerce bilinen veya bilinmesi gereken bir gerçektir” (Uçan 1996).
Gökalp ve Atatürk’ün
bu düşünceleri ışığında Cumhuriyet dönemi okul müzik eğitimi dağarcığı,
içinde (Batı müziği ses sistemine göre yazılmış) birkaç türkü dışında
tamamen Batı müziğinden oluşmuştur. Batı müziğinin halk tarafından
benimsenip yaygınlaşması amacıyla orkestralar, konservatuarlar ve müzik yüksek
okulları kurulmuştur.
“Cumhuriyetin ilk dönemlerinde
tam bir kültürel değişim yaşanmıştır. Dünya edebiyatından çeviriler,
Batı müziğinin takdimi ve bir süre için de olsa Türk müziğinin
yasaklanması, hep bu çerçeve içindeki çabalardır. Bu amaçla, Batı müziği
sistemine dayalı olarak konservatuarlar ve müzik yüksek okulları kuruldu.
Kurulan bu okullarda temel felsefe, Batı müziğinin Türk toplumuna yayılmasıydı.
(Sun, 1969, s.4)” (Akkaş 1997)
Akkaş, 1997 yılında Türk
Müziği Dernek ve Vakıfları Dayanışma Konseyi’nin T.C. Kültür Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlamış olduğu 4. İstanbul Türk Müziği Günleri Türk
Müziği’nde Eğitim Sempozyumu’nda GTSM’nin Türk müzik eğitimi
programlarında yer alış durumunu şöyle özetlemektedir:
1. 1931 yılı Orta
Mektep Müfredat Programı’nda GTSM’ne yer verilmemiştir.
2. 1953 yılı Öğretmen Okulları ve Köy Enstitüleri Müzik Programı’nda GTSM’ne yer verilmemiştir. Bu programda Türk müziğine,
3. 1957 yılı Müzik Eğitimi
İlkokul Programı’nda GTSM’ne yer verilmemiştir.
4. 1969 yılı İlkokul Müzik Programı’nda GTSM yer almamaktadır.
Programda Türk müziği;
5. 1971 yılı Orta Dereceli Okulların Birinci Devre Programı’nda
GTSM’ne yer verilmemiştir. Programda Türk Müziğine,
6. 1986 yılı Ortaokul ve Lise Müzik Dersi Öğretim Programı’nda
ilk kez GTSM’ne yer verildiği görülmektedir. Bu programda Türk ve Batı müziği
%50 oranlarında yer almış ve şu konulara yer verilmiştir:
7. 1994 yılı İlköğretim Kurumları Müzik Dersi Öğretim Programı
tezimizin konusunu teşkil etmektedir. GTSM’nin bu programdaki durumu sonraki
bölümlerde ayrıntılarıyla ele alınacaktır. Programda Türk müziği, “Müziğimizde
tür”, “Çevremiz ve müzik”, “Müziğimizde dizi, ton ve makam” ve
“Ülkemizde, komşu ülkelerde ve Dünya’da müzik” üniteleri içinde,