|
HAMMÂMÎZÂDE İSMÂÎL DEDE-EFENDİ (1778-1845) |
||
| HAYAT HİKÂYESİ | ||
Bir gonca-femin yâresi var ciğerimde
güfteli, bayati makamındaki bestesini bu olaydan sonra besteledi. Üzüntü ve kederi bununla da bitmedi; 1808'de annesini, 1810'da küçük oğlu altı yaşındaki Mustafa'yı yitirdi. Bu acılı yıllarda ortaya koyduğu
eserler bir keder ve elemin izlerini taşır. Sonradan üç kız çocuğu dünyaya geldi. Bunlardan Tanburi Şirin (Keçi) Arif Ağa ile evlenen büyük kızı Hatice Hanım'dan Ferdane, Rifat (ünlü bestekâr ve hanende Rifat Bey),
Lutfiye ve Saniye adında dört torunu oldu. Mustafa Nezih Albayrak, Dede'nin kız tarafından torununun oğludur.İkinci kızı Fatma Hanım, Ahmed Dürri Bey'le evlendi; bu evlilikten hanende Şevket Bey doğdu. Tanburi Dürri
Turan'la Dede'nin bir kan bağı yoktur; Dürrü Turan, Dede'nin damadının yeğeninin torunudur. Üçüncü kızı Ayşe ise on üç yaşında ölmüştür . Devlet yönetimi düzene girdikten sonra, kendini hatırlayarak saraya davet eden Sultan 11. Mahmud'a
musahip oldu. İkinci kez saray hizmetine giren Dede Efendi, sanat açısından en verimli yıllarını bu dönemde yaşadı (1812). Bu yıllar onun en güzel, en sanatlı bestelerini yaptığı yıllardır. Bundan kısa süre sonra da ''Müezzinbaşı'' oldu. Kendini çok takdir eden padişah, yalnız devlet adamlarına verilen bir nişanı bizzat takmış, Ahırkapı'da bir konak ''ihsan'' etmişti. Sultan II. Mahmud'un ölümü üzerine tahta geçen Sultan Abdülmecid, babasının derin bir sevgi ve saygı ile bağlı olduğu bu değerli
mûsıkîşinastan ilgisini esirgemedi; müezzinbaşılık görevini sürdürdü. Ancak
Enderun değer ve önemini iyice yitirmeye başlamış adı ''Muzika-i Humayûn'' olmuş, saray teşkilatı değiştirilmiş, batılı
mûsikîşinaslara rağbet artmış, padişah, operet ve opera parçaları dinler olmuş, Osmanlı Sarayı'nı Batı sazları istila etmiş, Avrupa'dan
piyanolar getirtilmiş, orkestra ve bando takımları kurulmuştu. Sayılı bir kaç ustanın dışında yüzyılların geleneklerine pek aldırış eden yoktu. Abdülmecid bile, Türk
mûsıkîsi'ni iyi bilmediğinden, Dede Efendi'den basit ve sanat değeri olmayan eserler istiyordu. Bütün bunlar Dede gibi bir
mûsıkî ustasının katlanacağı şeyler değildi. Nitekim bu duygu ve düşüncelerin etkisi ile, öğrencisi Dellâl-zâde
İsmail Efendi ile Saray'ın bahçesinde dolaşırken ''İsmail, bu oyunun tadı kaçtı'' demişti. Bu olanların etkisi ve yaşının ilerlemesi nedeni ile çoktan
beri Hac'ca gitme niyetini açığa vurarak padişahtan izin aldı. ileri yaşında acele olarak Hac'ca gitmeye karar vermesi bu kırgınlığa bağlanır. Dellâl-zâde
İsmail Efendi ve
Mutaf-zâde Ahmed Efendi ile böylece yola çıktı. O yıl Mekke'de kolera
hastalığı salgını vardı. Mekke'de bu hastalığa yakalanan Dede Efendi,
Hac ''farizesi''ni yerine getirdikten sonra 29.Kasım.1845 Mina'da, Kurban Bayramı' nın birinci günü, öğrencisi
Mutaf-zâde'nin kolları arasında, hayata gözlerini kapadı.
Cenazesi Hazreti Hatice'nin mezarının ayakucuna defnedildi. Dede'nin ölümü
İstanbul'da olduğu kadar bütün İslâm dünyasında da derin bir üzüntü
yarattı. Kâzım Paşa'nın tarih şiiri şudur:
Hazret-i
Farabi-i sâni müezzinbaşı kim Bunlardan da anlaşıldığı gibi İsmail Dede bir Kurban Bayramı'nda doğmuş, yetmiş bir yıl sonra yine bir Kurban Bayramı'nda ölmüş oluyordu. Dr .Suphi Ezgi kaynak göstermeden üç kez Hac'ca gittiğini ileri sürmüştür. Sadeddin Nüzhet Ergun, Türk mûsıkîsi Antalojisi adlı eserinde Sultan 11. Mahmud'la iki kez Gelibolu'yo giderek mevlevihânede âyine katıldıklarını, Ahmed Celâlleddin Dede'nin babası Azmi Dede'den işittiğini kaydediyor . |
||
| İCRAKÂRLIĞI | ||
|
Dede Efendi, Yenikapı Mevlevihânesi'ne devam ettiği yıllarda tekkenin neyzenlerinden, özellikle Abdülbaki Nasır Dede'den ney çalmasını öğrenmişti. Bestekârlığı ile hanendeliğinin yanında neyzenliğinin pek önemi yoktur. Gerek mensubu bulunduğu mevlevihanede, gerekse sarayda uzun yıllar sürdürdüğü hanendeliği güzel bir ses ve uslûb güzelliğini gerektirir. Dr. Suphi Ezgi, hocası Zekai Dede'den naklen sesinin ince ve cılız olduğunu ileri sürer. Sadeddin Nüzhet Ergun ise Zekai Dede'nin onun ileri yaşlarında öğrencisi olduğuna değinerek, "Lataif i Enderûn"u kaynak gösterdikten sonra sesinin güzel olduğunu belirtir. Rauf Yekta Bey, kendinden önce yaşamış olan büyük bestekarların dinî ve dindışı alandaki değerli eserleri iyi bildiğini söylüyor. Bir ömür boyunca her Pazartesi ve Perşembe günleri dergaha giderek ayin okur ve na'thanlık ederdi. Yine Rauf Yekta Bey'in değindiğine göre, o gün hangi ayin okunacaksa Itrî'nin rast makamındaki na'tini irticalen bu makamdan okurdu. Can'lar âyinin hangi makamdan okunacağını sormaya çekinirler, na'tin okunduğu makamdan ayine başlarlardı. Şu hikayede anlatılan olay bunun en güzel bir örneğidir: "... Büyük yerlerin hepsinde teravih namazının ayin ve ilahilerle kılınması adet olduğundan, her dairenin mevcut olan imamından başka bilhassa Ramazan ayı için, Kur'an-ı Kerîm'i güzel okuyan imam ve mûsikide ihtisası olan güzel sesli beşer altışar da müezzin seçip alırlardı." "Teravih için her akşam konakların geniş divanhanelerinde halılar ve seccade serilir. beşizli şamdanlar salonun münasip yerlerine yerleştirilirdi, Şehzade dairelerinde, sultan saraylarında, bazı büyük konaklarda harem ile selamlık arasını ayırmak için sofalara büyük kafesler çekilir, kafesin arka tarafından da hizmetçiler için yere sırmalı seccadeler serilirdi. Müezzinler, yatsı vakti olunca çifte ezan okurlar, misafirler ağır ağır kollarını sıvayarak abdest almaya başlarlardı. Müezzin efendiler, arka safta cemaatın toplanmasını beklerler saflar yavaş yavaş dolar, ilahiler ve âyinlerle namaz kılınırdı. Yatsı namazında belirli bir beste takip edilmezse de teravih namazının her dört rekatı kılındıkça, müezzinler tarafından ilahiler ve âyinler yüksek sesle okunurdu. İlk dört rekat bitince saba ve dügah veya bestenigar, ikinci dört rekatta hüzzam, üçüncü dört rekatta ekseriye ferahnak, dördüncüde mutlaka evc, beşincide de acem makamından ilahiler okumak, imamın da mihrapta okunan ilahinin bestesine uygun olarak okumaya devam etmesi şarttı.Şeyhülislam Cemaleddin Efendi, şeyhülislam bulunduğu müddetçe fetva başında ve oradan ayrıldıktan sonra da yalısında bu şekilde iftar ve teravih adetlerini devam ettirmişti." "Meşhur Kırımlı Ahmed Kâmil Efendi'den sonra Sultan 11. Mahmud'un imamlığına tayin olunan Abdülkerim Efendi ile, o aralık Sultan Mahmud'un müezzinbaşılığında bulunan meşhur mûsiki üstadı Dede Efendi arasında kırgınlık varmış. Bir Ramazan günü Abdülkerim Efendi Padişah'a, Acemlerin saltanatınız hakkındaki ihaneti herkes tarafından bilinmekte bulunduğu halde, Dede Efendi bunu düşünerek teravih namazın da, acem makamından ilahiler okumamak ve buna karşılık şevkefzâ makamını tercih etmek lazım gelirken, kendisinin şevkefzâ makamını kullanmaya bilgisi kafi gelmemesi bu davranışına sebep olmaktadır cevabını verince, Padişah Dede Efendi'nin sanatındaki iktidar derecesini bildiği için ve ayrıca kendisi de mûsikişinas olduğu cihetle, bu hususta bir kanaatı da mevcut bulunduğundan bir gece bir imtihan yapılmasına karar verir. Fakat, bu karar Dede Efendi'ye duyurulmaz." "Gece teravih namazı kılınırken, dördüncü dört rekattan sonra evc makamından ilahi okunduğu sırada karar gereğince, Sultan Mahmud tarafından gönderilen biri, müezzinlerin yanına giderek, Dede Efendi'ye acem makamını değil şevkefza makamını kullanmasını emrini tebliğ eder. O zamana kadar şevkefzâ makamından hiçbir ilâhi yapılmamış olduğundan ne yapacaklarını şaşıran müezzin efendiler, Dede Efendi'nin yüzüne hayretle bakarlarken, içlerinden biri Dede Efendi'nin işareti üzerine bu makamdan tekbir getirmeye başladığı gibi, imamın da Fatiha-i Şerif'i şevkefza makamında okumakta olduğunu anlamışlar Dede Efendi "Hele bir namazı kılalım da bakalım." demiş ve dört rekat teravih namazı kılınıncaya kadar şevkefzâ makamından bir ilahi bestelemiş ve selam verilir verilmez ilahiye başlayıvermiş. Arkadaşlarının hemen hepsi mûsikî ilminde birer üstad olduklarından, Dede Efendi'ye kulak vererek ağız kalabalığı ile ilâhiyi güzelce okuyup bitirmişler ve padişahın takdirlerini kazanmışlardı." Bir söylentiye göre de Dede Efendi ile Şakir Ağa arasında bir rekabet başladığından, özellikle Şakir Ağa Sultan Mahmud döneminde, Dede'nin yeniden saraya alınmasını çekemiyordu. Mûsikî anlayışından ve parlak bir hanende olduğundan çok emin olan Şakir Ağa, bu dedikodulardan daha çok etkileniyordu. Bu durum hanendeler arasında da sık sık konuşuluyordu. Dede Efendi'nin sesinin çok parlak olmamasına rağmen, erişilmesi güç bestekârlık kabiliyeti ve okuyuş uslubu ile kendisine üstünlük sağlayacağından emindi. Bu düşüncelerin etkisi ile bir tertip düşündü. Bir fırsatını bularak padişahın huzurunda Dede'yi güç durumda bırakmayı aklına koydu. Niyeti yeni bir makam düzenleyerek gizlice eserler bestelemek ve bunları huzurda okuyarak Dede'yi utandırmaktı. Evc makamına yeni bir çeşni vererek ve yeni bir makam bulduğunu zannederek ki Meragalı Hoca Abdülkâdir bu makamı tarif etmişti bir fasıl besteledi. Bu fasıl için Zeki Mehmed Ağa'ya bir peşrev, Kemanî Ali Ağa'ya da bir saz semaisi ısmarlamıştı. Her nasılsa işin farkına varan Dede Efendi bu makamın seyir ve karakterini kavramış, kendisi de bazı eserler bestelemişti. Nihayet beklenen gün geldi. Fasla önce başlayan Dede Efendi, bu makamdan eserler okuyunca Şakir Ağa şaşırıp kaldı. Söz konusu olan makam ferahnak makamı idi. Durumu anlayan II. Mahmud'un Şakir Ağa'ya Dede ile boy ölçülemeyeceğini, onun musikîde bir "Canavar" olduğunu söylemesine, Dede'nin çok üzüldüğü söylenir. |
||
| BESTEKÂRLIĞI | ||
|
Dede'nin bestekârlığı konusunda Rauf Yekta Bey'in sözlerini biraz sadeleştirerek şöyle özetleyebiliriz: "...Dede Efendi'nin eserleri uslûb açısından oldukça asil ve kibardır. Büyük bestekârımızın ustalığında her şeyden önce göze çarpan özellik, Türk Mûsikîsi'nde Itrî'lerin ve buna benzer ustaların gayreti ile yüzyıllar dan beri gelişmiş olan geleneksel biçim ve tavrın titiz bir koruyucusu olmasıdır. Bununla birlikte Dede Efendi'nin bu özelliği eserlerini, kendinden öncekilerin gösteremediği yeniliklerle süsleyerek bestelemesine engel olamamıştır. Hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki, son yüzyılda XIX. yüzyılda yetişen Türk bestekârları içinde Dede Efendi derecesinde hem klâsik uslûba bütünü ile sadık kalmış, hem de bu uslubun kaide ve şartlarından dışarı çıkmamak kaydı ile yeni nağmeler bulmakta ve yenilikçi eser ortaya koymayı başarmış bir bestekâr daha gösterilemez. Bir de şurası dikkat çekicidir ki, Dede Efendi bazı bestekârlarımız gibi, daha çok yalnız bir tür eserin bestelenmesinde ihtisas sahibi olan ustalardan değildir." "Bu açıdan bakılacak olursa, Dede Efendi'nin her tür mûsikî eseri bestelemekte gösterdiği olağanüstü başarıyı takdir etmemek imkânsızdır. Dinî mûsikîdeki âyinleri, ilâhileri, durakları ile Dede Efendi adı, mûsiki tarihimizde âdeta eskileri gıpta ettirecek bir yer elde etmiştir. Klasik mûsikî alanında Dede'nin bestelediği kârlar, murabbalar, nakışlar, semâiler değer ve sanat açısından eskilerin eserlerinden aşağı olmadığı gibi, bazı noktalardan eskileri bile geçmiştir. Şarkılarına gelince, o yüzyılda hayatta olan mûsikîşinaslar arasın da Dede Efendi'nin şarkılarından daha parlak ve daha ustalıkla şarkı yapan bir bestekâra rastlanmadığını kesinlikle söyleyebiliriz. Özetle Dede Efendi, yaşadığı sürece Türk Mûsikisi dünyasının hiç bir rakibi olamayan zirvesiydi."
"Sultaniyegâh makamı Dede'nin tertiplediği bir makamdır. Bildiğimiz yegâh makamının sesleri arasındaki aralık orantılarını bûselik makamına göre değiştirmiş ve bu yeni ses demeti içindeki melodik seyir ve harekete, bûselik ve nihavend makamından ayrı yeni bir karakter getirmiştir. Bu makamdan bestelediği iki murabba ile ağır ve yürük semâileri, Sultan II. Mahmud'a sunmuştur." "Eski bestekârlarımız eserlerinin sözlerini Divan Edebiyatı şairlerinin eserlerinden veya kendilerinin bu gibi şiirlerinden seçtikleri halde, Dede bu geleneğin dışına çıkarak bâzı eserlerinde halk şairlerinin, hattâ kendi söylemiş olduğu şiirleri seçmiştir. Görsem seni doyunca, Yüzündür Cihan'ı münevver eden sözleriyle başlayan ve bunlara benzeyen başka eserlerini Batı Mûsikisi'nin etkisiyle bestelemiştir. İtalyan mûsikisi ile kulaktan meşgul olan Dede, bu mûsikinin çok sesli yönü ile ilgilenmemiş olsa bile, melodi kuruluşunu, sonra bizim sengin ve yürük semâilerimizi hatırlatan üçlü ritm ve dinamizmi benimseyerek bir takım ağır vs hafif eserler bestelemiştir. Mesela, yeni kâr demek olan kâr-ı nev şekil ve ritm özellikleriyle kendinden öncekiler den ayrılır eser iki bölümdür: Birinci bölümde rast makamı, orta seslerle karar perdesinden pest tarafa uzatılmış sesler arasındaki melodik hareketlerle karakterlendirilmiş, bu bölüm iki zamanlı ritimle bestelenmiştir. İkinci bölümde yine rast makamı, tiz taraftaki sesler arasında yapılan melodik hareketlerle karakterlendirilmiş ve bu bölüm iki zamanın birleşiği olan üç zamanlı ritimlerle bestelenmiştir ki, bu da Dede'nin Batı'dan gelen üçlü ritmik dinamizmi ile ilgili anlayışlı, başarılı bir örneğidir." Türk Musikîsi'nin yetiştirdiği en güçlü bestekârlarımızdan biri olan Dede'nin kişiliğinde mûsikîmiz en üst düzeye ulaşmıştır. Dinî ve dindışı mûsikî eserleri ile başlı başına bir "Ekol" olmuş ve kendinden sonra gelen leri tartışılmaz bir biçimde etkilemiş, daha sonra gelen bestekârlar bu etkinin sürekliliğini sağlamıştır. "Geleneksel mûsikîmize eşsiz renkteki melodik akislerle yeni bir uslûb ve kimlik kazandırmıştır. " Ritm-melodi-güfte ilişkisinde erişilmez bir üstünlüğü vardır meselâ, "Mahûr makamındaki beste'nin dörder vuruşlu ölçülere bölünmüş A ve C bölümlerini, bu dört vuruşlu usûlün birleşiği olan (12/8 birleşik ölçü anlayışı ile bestelemiştir. " Sultanî-yegâh, neveser, saba-bûselik, hicaz-bûselik, araban-kürdî makamlarını tertip eden Dede Efendi, bir mûsikî dehası olarak ses sanatımızda derin izler bırakmış, bestekârlık yolunda her genç sanatkara öncülük ve ustalık etmiştir. Hacı Ârif Bey ayrı tutulursa, şarkı formunda Dede Efendi çapında bir başka beste kar yetişmemiştir. Yukarıdan beri anlatıldığı gibi, eserlerinin pek çoğunun bestelenişi bir nedene dayanıyor. Ferahfeza makamındaki eserlerinin bestelenişinin de ilginç bir hikâyesi vardır " .. 1249 Hicret yılının Ramazan ayının ilk günü, 1834 Miladi sene Ocak ayının on birinci gününe rastlamıştı. Bu kış ramazanının bir gecesinde Hamamî-zade İsmail Dede ile arkadaşları, Topkapı Sarayı'nın arkasındaki Serdap Kasrı'nda (bu kasır Rumeli demiryolu yapılırken yıktırılmıştır) toplanmışlar, Padişah Sultan Mahmud'un huzurunda arazbar-bûselik faslı yapmışlardı. Fasıl bittikten sonra Sultan Mahmud, sazende ve hanendeleri şu sözlerle tebrik ve teşvik etmişti: (Bu gece pek tatlı bir vakid geçirdim kendimi âdeta Cennet'te sandım... Arazbar-Bûselik faslı şimdiye kadar bu derece parlak okunup çalınmamıştır ancak, Mevsim-i Nevrûz erişdi geldi eyyam-ı bahar sözleriyle başlayan kâr, Amcam Sultan Selim'in tahta çıktığı yılın baharında, Çağlayan Kasrı'na gittiği gün okunmak üzere bestelenmiş bir eser olduğundan böyle kış ortalarında okunması bana biraz mevsimsiz gibi geldi. Dedem Ferahfeza makamında bu kasr için kâr'ı ile beraber senden mükemmel bir fasıl isterim. Haydi göreyim seni Bayram ertesine kadar hazır olsun İnşallah yine burada dinlerim..." "Ramazan'ın yarısı geçmişti kaybedilecek vakit yoktu. Dede bayram ertesi istenileceği şüphesiz olan ferahfeza kâr için önce bir güfte hazırladı. Bunu besteledikten sonra," "Ey kaşı keman tir-i müjen cânıma geçti" mısraı ile başlayan Beste'yi ,"Bir dilber-i nâdide, bir kamet-i müstesna" ve "Bu gice ben yine bülbülleri hâmuş etdim" sözleri ile başlayan ağır ve yürük semâileri besteledi. Tanburî Musahib Zeki Mehmed Ağa da güzel bir peşrev ile saz semaisi yapmış ve bestelenen bu eserler geceli gündüzlü çalışılarak hanende ve sazendelere geçilmişdi. Nihayet beklenen gece geldi. Serdap Kasrı o gece rengarenk fenerlerle, kandillerle donatılmıştı. Sultan Mahmud, yanında Damad Said Paşa olduğu halde memnun, sevinçli, heyecanlı kasra geldi. Musahib Said Efendi'nin bazı güzel fıkra ve hikâyeleri padişahı bir kat daha neşelendirdi. Nihayet adet olduğu üzre serilen ehramlar üzerinde hanende ve sazendeler yerlerini aldılar ve o gece ferahfeza faslı peşrevi ile, kar'ı ile, beste, ağır ve yürük semailer, şarkılar ve saz semaisiyle en güzel, en mükemmel şekilde çalındı, söylendi. Sultan Mahmud bundan son derece memnun olmuştu. Dede'yi yanına çağırarak göğsüne kendi eli ile Murassa İftihar Nişanı'nı taktı. Dede'ye yetişenlerden işitildiğine göre, kendisi bu nişanı törenlerde ve Akbıyık Mahallesi'nde hediye edilen konakta mûsikî meşkleri yaptığı günlerde göğsünden çıkartmazmış. Hatta Merhum Zekâi Dede, hocası Eyyubî Mehmed Bey'le ilk defa meşke gittiği gün Dede'yi bu nişanla gördüğünü anlatır ve "Göğsünde atnalı gibi mürsağ koca bir nişan olduğu halde köşeye oturup çubuk içerken gördüğüm Dede'nin hayali hiç gözümün önünden gitmez" dermiş. Dede Efendi'den bugüne kadar uzanan, zaman zaman sönen ışıklı ve renkli sanat köprüsünü görebilir, bunları ulusal benliğimizde duyabilirsek, aşağıdaki satırlarda belirtilen gerçekleri kabul etmemiz gerekir. Eğer bir eleştiri yapmadan sırtımızı döner ve görmek istemezsek, bugün içine düştüğümüz çarpık durum ve mûsikî sanatımız adına işlenen cinayetlerle karşılaşırız. Bu nedenle şu satırları sık sık anmakta yarar vardır: " Dede Efendi'yi, Yahya Kemal ve Tanpınar'ın yaptığı gibi, çevre ve kültüre yerleştirince daha iyi anlar ve eserlerini dinlerken onlarda hayatın gizli akislerini ve yankılarını buluruz." "mûsikîyi anlamak için onu içinde duymak ve yaramak lâzımdır. Yahya Kemal'in "İsmail Dede'nin Kainatı" başlıklı şiiri ile Ahmed Hamdi Tanpınar'ın "Yaşadığım Gibi" adlı kitabına alınan yazı, Dede'nin duyanlara ne gibi duygular ve hayaller telkin ettiğini çok güzel gösterir. Kültür bir süreklilik ve yeniden doğuştur. Yahya Kemal İsmail Dede'nin Kâinatı adlı ,şiirinde bu süreklilik ve yeniden doğuşu güzel bir beyitle ifade eder:
Bakmasını bilirsek Mevlânâ`dan Dede Efendi'ye, Dede Efendi'den bugüne gelen o ebedî ruh ışığını görebiliriz.... Yeni nesillerin harf ve dil engelleri dolayısıyla eski Türk kültürüne girmeleri biraz güçtür fakat mimari ve mûsikînin kapıları, duyan ve düşünen herkese açıktır. Eski ile yeni arasında köprü kurmak isteyenlere Dede Efendi, büyük bir dost ve yol gösterici olabilir. |
||
| HATTATLIĞI VE ŞAİRLİĞİ | ||
|
Dede Efendi'nin "Hat" sanatı ile ilgisini, Etem Ruhi Ungör'ün bir araştırmasından öğreniyoruz.İlgili araştırmaya gore Sultan III. Selim Çamlıca'da Sarıkaya civarında yaptırdığı bir sarayı annesine tahsis etmiş. Annesinin ölümünden sonra da Esma Sultan'a vermiş. İsmail Dede yazdığı bir kasideyi kendi yazısı ile hazırlayarak tezhip ettirmiş.Eserin altında "Ketebehû el-fakiyr Derviş İsmail'ul-mevlevî musahib-i Hazret-i Sultan Mahmud Hân-ı Gazi" imzasının bulunduğu bildiriliyor. Düz yazıda da başarılı olduğu Yenikapı Mevlevihanesi "Ayin Defteri"ndeki yazılarından anlaşılıyor. Metin içinde sözünü ettiğimiz bestelerin sözleri ile saba makamındaki ayininin "Olduk yine biz secde ber-i nâr-ı muhabbet" ve III.Selâm'daki "Ey maksad-ı âşıkıyn olan Mevlânâ" ile "Men bîser-ü sâmânem" rubaileri, daha bir çok bestelerinin sözleri Dede'nin şairane tabiatından kaynaklanmıştır. Bu büyük musikî ustamız da, kendinden önce yaşamış ve çağdaşı olan büyük bestekârlarımız gibi halk şiirinin zevkine varmış, bu şairlerimiz gibi şiirler söylemeye çalışmıştır. Bütün bunlara rağmen Dede'nin, bestekârlığı ve mûsikîşinaslığı ölçüsünde bir şair olduğu söylenemez. Bu şiirlere giydirdiği melodiler, güftelerin şiiriyetinden çok daha değerlidir. Bu şiirlerinden bir kaç örnek vermekle yetiniyoruz:
Bu söyleyişlerdeki halk şiirine yaklaşış, kullanılan Türkçe'nin sadeliği ve samimiliği Dede gibi bir musiki ustası için çok önemlidir .Uzaktan uzağa bir Mustafa Çavuş şiirinin kokusu seziliyor .Bu tür şiirlerinden başka, Divan şiiri biçiminde âşıkane ve Farsça şiirleri de vardır . |
||
| ESERLERi | ||
Dede Efendi, dini Mûsıkîmizin en büyük beste formlarından biri olan Mevlevi Ayinlerinden yedi tane besteledi. Ali Nutki Dede'ye ait olduğu bilinen şevk-u tarab makamındaki âyinin Dede Efendi'ye ait oldugu hakkında kuşkular vardır Bestenigâr makamındaki âyininden söz ederken yedi âyininin olduğunu söylemesi Ali Nutki Dede'nin başka bir Mûsıkî eseri bestelememiş olması bu kuşkuyu güçlendirecek mahiyette olduğu ileri sürülüyor.Dini eserlerinin bilinenlerinin sayısı elli kadardır: 1 -Saba Ayin: ilk kez 1823 (17 Cemâziyelâhır 1239) Yenikapı Mevlevihânesi'nde okundu. 2 -Nevâ Ayin: Dede Efendi'nin bestelediği ikinci âyindir. 17 Nisan 1824 (17 Şaban 1239) tarihinde icrâ edildi. 3 -Bestenigâr Ayin: Bu âyin 1. Selâm, 3. Selâm ve ''Hezar âferin''e kadar bestelenmiş, buna saba makamındaki âyininin 2. Selâm'ı eklenmiştir .ilk kez 1832'de Yenikapı Mevlevihânesi'nde okundu. 4 -Saba-Bûselik Ayin: ilk okunuş tarihi 14 Kasım 1833'tür .Ayini 1. Selâm olarak besteleyen Dede Efendi, buna neva makamındaki âyininin 2., 3., 4. Selâm'larını eklemiştir.
5 -Hüzzam Ayin: Önce 1. Selâm olarak bestelenmiş, bu selâm'ın sonuna saba makamındaki âyininin diğer selâm'ları eklenmiştir .ilk okunuş tarihi 1830'dur .Daha sonra Dede Efendi bütün selâm'ları aynı makamdan besteleyerek eseri tamamlamıştır . 6 -Isfahan Ayin: ilk kez 1836'da (25 Ramazan 1252) okundu. Bir selâm olarak bestelenmiştir .Bundan sonrasında ya saba ya da dügâh âyinin 2. Selâm'ından sonrası okunurdu. 7 -Ferahfeza Ayin: Bu âyini Sultan 11. Mahmud'un istegi üzerine bestelemiştir. Dede Efendi bu eserini beğenmediğini, sipariş üzerine bestelemek zorunda kaldığından yakınırmış. Ayinin ilk icrâ tarihi 3 Nisan 1839'dur (18 Muharrem 1255). Bu son âyinin okunacağı tarih daha önceden Padişaha haber verilmiş, o gece Yenikapı Mevlevihânesi ağzına kadar dolmuştu. Herkes heyecanla padişahı beklerken, saraydan gelen bir görevli hastalığı nedeni ile padişahın gelmesinin kuşkulu olduğunu bildirdi. Bulunanların neşesi kaçmakla birlikte semahâneye girildi.Na't okunduğu sırada padişah dergâha gelmişti. Yeniden neşelenen heyet âyini coşkun bir şekilde icra etti.Mukabele'nin sonunda 11. Mahmud Dede'yi ''Mahfil''e çağırtarak, ''-Hasta idim, gelemeyecektim... İyi etmişim...Adeta iyileştim'' gibi sözler söyleyerek ''ihsanlarda'' bulunmuştu. Diğer dini eserlerden ilâhi, savt, durak ve tevşih'ler bestelemiştir .Yalnız savt'larının sayısı yirmiyi bulur .Özellikle ilâhileri çok sanatlıdır.Son dini eserinin, sözleri Yunus Emre'ye ait olan, hac yolculuğu sırasında bestelediği, ''Yürük değirmenler gibi dönerler'' güfteli ilâhisi olduğu ileri sürülüyor . B -Saz Eserleri: Bilinenleri peşrev ve saz semâisi olmak üzere üç eserden ibarettir .
Eser yirmi üç makam ve bu makamların melodik özelliklerini gösterir. Bu kâr-ı nâtık başından sonuna kadar semâ denen üçlü ritimle bestelenmiş ve her makamın melodik karakteri dörder ölçülük tek cümle, bazıları sekizer ölçülük çift mûsiki desenleriyle ifâde edilmiştir.'' |
||
|
ÖĞRENCİLERİ |
||
|
Dede Efendi'nin başlıca öğrencileri şu ünlü mûsikişinaslardır: Eyublu Mehmed Bey , Mutaf-zâde Hacı Ahmed Efendi, Yaglıkçı-zade Bursalı Ahmed Efendi, Vahib Efendi, Çilingir-zade Ahmed Aga, Halim Bey, Dellâl-zade İsmail Efendi, Hoca Zekâi Dede Efendi, Nikogos Ağa, Azmi Dede, Hâfız Hamdi Bey, Yeniköylü Hasan Efendi, v.b.
Rûhu Şâd Olsun.......... |
| İsmail Dede Efendi'nin Eserleri | |||
|---|---|---|---|
| Makam | Tur | Sarki | Usul |
| Acem | Ağır Semai | Mecliste yine kaamet–ı canana sarılsam | Aksak Semai |
| Acem Aşiran | Ağır Semai | Ey lebleri gonca yüzü gül serv–ı bülendim | Ağır Sengin Semai |
| Acem Aşiran | Şarkı | Lutfeyle meded rahmeyle şeha | Aksak |
| Acem Aşiran | Beste | Meşam–ı hatıra buy–ı gül–ı safa bulagör | Zencir |
| Acem Aşiran | Yürük Semai | Ne heva–yı bağ–ı sazed ne kenar–ı kişt–ı mara | Yürük Semai |
| Acem Aşiran | Şarkı | Oldu gönül üftade | Aksak |
| Acem Kürdi | Şarkı | Bir güzele bende gönül | Yürük Semai |
| Acem Kürdi | Beste | Ruz–u şeb bu cihan–içre eyledikçe geşt–u güz | Muhammes |
| Araban–Buselik | Ağır Semai | Sevdim seni yosma fidan | Aksak Semai |
| Araban–Kürdi | Kâr | Gonca–ı ikbal handid vü dem– devlet resid | Hafif |
| Arazbar | İlahi | Ben yürürüm yane yane | Düyek |
| Arazbar | Yürük Semai | Derdim bana kar eyledi dermana el elmez | Yürük Semai |
| Arazbar | İlahi | Ey aşık–ı dil–dade | Düyek |
| Arazbar | Beste | Ol peri–veş kim melahat mülkünün sultanıdı | Muhammes |
| Arazbar | Beste | Sarhoş olurum lal–ı leb–ı yar görünse | Remel |
| Arazbar | Ağır Semai | Vad etmiş idin ey gül–ı ter vakt–ı şitada | Ağır Aksak Semai |
| Arazbar | Şarkı | Yine bahar çayır çemen üstüne | Aksak |
| Bayati | Şarkı | Ağlatma beni incitme aman | Ağır Aksak Semai |
| Bayati | Şarkı | Bir bi–bedel şuh–ı cihan | Düyek |
| Bayati | Beste | Bir gonca femin yaresi vardır ciğerimde | Ağır Hafif |
| Bayati | Şarkı | Dilberi sazın nevası | Düyek |
| Bayati | Şarkı | Ey gamzesi fettan hemi gisusuna didem | Ağır Aksak |
| Bayati | Şarkı | Gel derim gelmez yanıma | Aksak |
| Bayati | Şarkı | Her dem edip meyl–ı cefa | Ağır Düyek |
| Bayati | Şarkı | Karşıdan yar güle güle | Aksak |
| Bayati | Şarkı | Mübtelayım ey gül–ı rana sana | Aksak |
| Bayati | Şarkı | Nice bir aşkınla feryad edeyim ** | Ağır Aksak |
| Bayati | Ağır Semai | Söylen ol afete dünyayı harab eylemesin | Aksak Semai |
| Bayati | İlahi | Yandıklarım şam–u seher | Düyek |
| Bayati Araban | Şarkı | Aklın alır aşıkların deli eyler | Aksak |
| Bayati Araban | Şarkı | Arz–ı halim benim lutf–u dilbere kalsın | Ağır Düyek |
| Bayati Araban | Şarkı | Canımı aşka salmışım bahr–ı cefaya dalmışı | Yürük Semai |
| Bayati Araban | Şarkı | Sevdim seni yosma fidanım | Curcuna |
| Beste–Isfahan | Şarkı | Bir bülbül–i bağım ki ne zir–u ne bemim var | Ağır Aksak |
| Beste–Isfahan | Şarkı | Gülistan–ı ruhun seyr etmeye uşşak özenmiş | Curcuna |
| Bestenigar | İlahi | A sultanım sen var iken ya ben kime yalvarayım | Düyek |
| Bestenigar | Şarkı | Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum | Curcuna |
| Bestenigar | Peşrev | Bestenigar Peşrev | Devr–i Kebir |
| Bestenigar | Beste | Dil oldu şimdi meftun bir afet–ı zamane | Lenk Fahte |
| Bestenigar | Beste | Erişti mevsim–ı gül seyr–ı gülsitan edelim | Zencir |
| Bestenigar | Ayin | Ey kıble–ı ikbali cihan haki deret | Değişmeli |
| Bestenigar | Şarkı | Hayli demdir bağlanıp kaldık şitada zar ile | Ağır Aksak |
| Bestenigar | Yürük Semai | Kurban–ı tü zülf–ı anber–efşan–ı tü | Yürük Semai |
| Bestenigar | Ağır Semai | Men bende şodem bende şodem bende şodem | Ağır Aksak Semai |
| Bestenigar | Beste | Meşam–ı hatıra buy–ı gül–ı safa bulagör | Zencir |
| Bestenigar | İlahi | Olmayacak senden ata kul neylesin Rabbena | Düyek |
| Bestenigar | Şarkı | Pek naziktir ince belin | Aksak |
| Bestenigar | İlahi | Ya İlahi cümle sensin cümle sen | Düyek |
| Bestenigar | Tevşih | Ya rahmeten lil–Hakk ya Resul | Düyek |
| Bûselik | Yürük Semai | Dehr olmada bu sur ile mamur–ı meserret | Yürük Semai |
| Bûselik | Şarkı | Eda ile revişlerin | Türk Aksağı |
| Bûselik | Beste | Olduk yine bu şevk ile mesrur–ı meserret | Remel |
| Bûselik | Kâr | Sur–ı şahi eyledi alam–ı tayy | Hafif |
| Bûselik | Şarkı | Zülfündedir benim baht–ı siyahım | Ağır Aksak Semai |
| Çargah | Şarkı | Bak perime pür–küşa–yı itila | Ağır Aksak |
| Dügah | Peşrev | Dügah Peşrev | Devr–i Kebir |
| Dügah | İlahi | Gel ey salik diyem bir söz ki haktır | Düyek |
| Dügah | Şarkı | Neyle zabtetsem dil–ı divanemi | Ağır Aksak |
| Evc | İlahi | Benim Mecnun–sıfat Leyla'sı aşkın | Düyek |
| Evc | Şarkı | Bülbül–asa ruz–u şeb karım neva | Ağır Aksak |
| Evc | Şarkı | Ebrulerinin zahmı nihandır ciğerimde | Ağır Aksak |
| Evc | Şarkı | Geçen hafta kayıkla ben geçerken | Evfer |
| Evc | Şarkı | Sevdim bir gonca–ı rana | Aksak |
| Evc | Şarkı | Söyleyin ol nev–civan | Aksak |
| Evc | Şarkı | Suz–ı firkat sinemi dağlar benim | Ağır Aksak |
| Evc–Bûselik | Beste | Ağlar inler payine yüzler sürer gönlüm | Ağır Çenber |
| Evc–Bûselik | Beste | Ayb eder hal–ı dil–ı aşüfte–samanım gören | Muhammes |
| Evc–Bûselik | Ağır Semai | Koy açılayım bilsin her razımı cananım | Sengin Semai |
| Evc–Bûselik | Yürük Semai | Sakıya mest–ı müdam eylesen olmaz mı beni | Yürük Semai |
| Evc–Maye | Şarkı | Bir gemim var deryalarda paslanır | Düyek |
| Evcara | Şarkı | Bir letafetli hava kim bu şeb ey mahlika | Devr–i Revan |
| Evcara | Şarkı | Gel ey güzeller serveri | Aksak |
| Evcara | Şarkı | Hüsnüne mail gönlüm ezelden | Aksak Semai |
| Ferahfeza | Ağır Semai | Bir dilber–ı nadide bir kamet–ı müstesna | Sengin Semai |
| Ferahfeza | Şarkı | Bir verd–i rana etdim temaşa | Semai |
| Ferahfeza | Ayin | Bişnev ez ney çün şikayet mikuned | Değişmeli |
| Ferahfeza | Yürük Semai | Bu gece ben yine bülbülleri hamuş ettim | Yürük Semai |
| Ferahfeza | Şarkı | Bülbül–ı hoş neva | Semai |
| Ferahfeza | Şarkı | El benim çün seni sarmış biliyor | Ağır Aksak |
| Ferahfeza | Beste | Ey kaşı keman tir–i müjen canıma geçti | Firengi Fer |
| Ferahfeza | Kâr | Kasr–ı cennet havz–ı kevser ab–ı hay | Muhammes |
| Ferahfeza | İlahi | Şuride vü şeyda kılan | Düyek |
| Ferahnak | Şarkı | Beğendim seni geçmem asla ben | Düyek |
| Ferahnak | Şarkı | Ben mübtela olsam sana | Aksak |
| Ferahnak | Ağır Semai | Dil–ı biçareyi mecruh eden tiğ–ı nigehindir | Aksak Semai |
| Ferahnak | Savt | Durman yanalım ateş–i aşka | |
| Ferahnak | Şarkı | Ey şuh–ı cihan sevdi seni can ** | Aksak |
| Ferahnak | Beste | Figan eder yine bülbül bahar görmüştür | Zencir |
| Ferahnak | Şarkı | Senin–çün ey şeh–ı huban | Ağır Düyek |
| Gerdaniye | Şarkı | Bir dilberi sevip bilmezem noldum | Düyek |
| Gülizâr | Köçekçe | Bi–vefa bir çeşm–ı bi–dad | Aksak |
| Gülizâr | Köçekçe | Nazlı nazlı sekip gider | Çifte Sofyan |
| Gülizâr | Şarkı | Reha bulmadım zülfün telinden | Ağır Düyek |
| Gülizâr | Köçekçe | Sular gibi çağladığım | Aksak |
| Gülizâr | Köçekçe | Sular gibi çağlarım ben | Aksak |
| Hicaz | Şarkı | Aşkınla ben ey nazenin | Düyek |
| Hicaz | Köçekçe | Baharın zamanı geldi a canım | Aksak |
| Hicaz | Şarkı | Ben bilmedim bana noldu | Ağır Düyek |
| Hicaz | Şarkı | Çokdur gönülde dağ–ı melalim | Ağır Düyek |
| Hicaz | Ağır Semai | Etmezem ikrar–ı aşkı saklarım canım gibi | Aksak Semai |
| Hicaz | Beste | Ey çeşm–i ahu hicr ile tenhalara saldın beni | Ağır Düyek |
| Hicaz | İlahi | Gelin gidelim Allah yoluna | Düyek |
| Hicaz | Peşrev | Hicaz Peşrev | Devr–i Kebir |
| Hicaz | Şarkı | Mah yüzüne aşıkanım | Aksak |
| Hicaz | Beste | Ol mahtabı aceb gösterir mi bana felek | Zencir |
| Hicaz | Şarkı | Seyr–ı gülşen edelim ey şivekar | Ağır Düyek |
| Hicaz | Yürük Semai | Yine neşe–ı muhabbet dil–u canım etdi şeyda | Yürük Semai |
| Hicaz | Şarkı | Yine noldu sana nevres–fidanım | Aksak |
| Hicaz | Köçekçe | Yine yeşillendi dağlar çemeni | Aksak |
| Hicaz–Buselik | Yürük Semai | Açıl açıl gel efendim cihan bahar olsun | Yürük Semai |
| Hicaz–Buselik | Ağır Semai | Bir afetin aşkıyle gönül eyledi ülfet | Ağır Aksak Semai |
| Hicaz–Buselik | Beste | Bülbül gibi feryad–ı figanım seheridir | Ağır Remel |
| Hicaz–Buselik | Beste | Cana beni aşkın ile ferzane eden sensin | Lenk Fahte |
| Hicaz–Buselik | Şarkı | Ey mürüvvet madeni kan–ı kerem | Devr–i Hindi |
| Hisâr | Şarkı | A canım kaanıma girdin | Aksak |
| Hisâr | Tevşih | Ey risalet bustanında hıraman serv–kad | Nim Evsat |
| Hisâr | Beste | Gönül ol gonca–femin bülbül–ı aşüftesidir | Çenber |
| Hisâr | Yürük Semai | Hava güzel yine gülşende gösteriş günüdür | Yürük Semai |
| Hisâr–Bûselik | Ağır Semai | Ey hüma–yı padişahi ber–ser–ı bala–yi tü | Sengin Semai |
| Hisâr–Bûselik | Beste | Her sözün uşşak ihsan her kelamın lutf–ı tam | Muhammes |
| Hisâr–Bûselik | Şarkı | Hüsnün gibi ey bi–vefa | Düyek |
| Hisâr–Bûselik | Kârçe | Ruy–ı tu cam–ı tarab–ı gülgun bad | Devr–i Revan |
| Hisâr–Bûselik | Yürük Semai | Yine bezm–ı iyş–ı vuslat dil–ı bi–karare düştü | Yürük Semai |
| Hümayun | Köçekçe | Bir sevda geldi başıma | Aksak |
| Hümayun | Şarkı | Tırmana tırmana çıktım yapıdan | Aksak |
| Hüseyni | Peşrev | Hüseyni Peşrev | Devr–i Kebir |
| Hüseyni | Tevşih | Nur–ı Fahr–ı Alem'e bir zerre olmaz aftab | Yürük Semai |
| Hüzzam | İlahi | Bağrımdaki biten başlar | Düyek |
| Hüzzam | Şarkı | Bir dil düştü sana yarim ah bu dem | Düyek |
| Hüzzam | Şarkı | Bir güzel aldattı beni | Aksak |
| Hüzzam | Şarkı | Bir nevcivanın hüsn–ı cemali | Türk Aksağı |
| Hüzzam | Şarkı | Derdim dermanı sensin ey peri | Ağır Aksak |
| Hüzzam | Şarkı | Ey gül–ı bağ–ı eda | Aksak |
| Hüzzam | İlahi | Ey sufi–ı ehl–ı safa ez–can be–ku Allah hu | Devr–i Revan |
| Hüzzam | İlahi | Eya alemlerin şahı tecelli kıl teselli kıl | Muhammes |
| Hüzzam | Beste | Gören fütade olur hüsn–ı bibahnesine | Zencir |
| Hüzzam | Şarkı | Halimi bir kerre takrir eylesem sultanıma | Ağır Düyek |
| Hüzzam | Ayin | Mahest–ü nemi danem hurşid–ı ruhat yane | Değişmeli |
| Hüzzam | Yürük Semai | Reh–ı aşkında edip kaddimi kütah gönül | Yürük Semai |
| Irak | İlahi | Aşkınla yandır sultanım Allah | Düyek |
| Irak | Beste | Bir ah ile ol gonca feme halin ayan et | Remel |
| Irak | Yürük Semai | Hasretle tamam nale döndüm sensiz | Yürük Semai |
| Irak | Beste | Her zaman piş–ı nigahımda hüveydasın sen | Devr–i Kebir |
| Irak | Şarkı | Hüsnün gibi ey bi–vefa | Düyek |
| Irak | Şarkı | Netdim sana ben bi–vefa zalim | Aksak |
| Irak | Ağır Semai | Nice bir ağlayalım aşk ile her gah meded | Aksak Semai |
| Isfahan | Yürük Semai | Ah eylediğim serv–ı hıramanın içündür | Yürük Semai |
| Isfahan | Şarkı | Aşık olalı sen yare gönül | Aksak |
| Isfahan | Ağır Semai | Ya rab kime feryad edeyim yarin elinden | Ağır Aksak Semai |
| Isfahan | İlahi | Yandım yakıldım ben nar–ı aşka | Düyek |
| Karcığar | Köçekçe | Benli'yi aldım kaçaktan | Aksak |
| Karcığar | Şarkı | Gel açıl gül aslı ne durduğunun | Devr–i Hindi |
| Karcığar | Köçekçe | Gel derim gelmez yanıma | Aksak |
| Karcığar | Köçekçe | Girdi gönül aşk yoluna | Aksak |
| Karcığar | Yürük Semai | Göz gördü gönül sevdi seni ey yüz–u mahım | Yürük Semai |
| Karcığar | Köçekçe | İki de turnam gelir allı kareli | Aksak |
| Mahur | Şarkı | Bir gonca–fem etti zuhur | Sofyan |
| Mahur | Beste | Ey gonca–dehen har–ı elem canıma geçti | Hafif |
| Mahur | Şarkı | Gördüm bugün cananı dil | Düyek |
| Mahur | Şarkı | Sana layık mı ey gülten çevirdin ruyini bend | Aksak |
| Mahur | Yürük Semai | Yine zevrak–ı derunum kırılıp kenare düştü | Yürük Semai |
| Mâye | Şarkı | Firkatin halim perişan etti gel | Ağır Düyek |
| Mâye | Beste | Olmamak zülfün esiri dilbera mümkin değil | Zencir |
| Mâye | Ağır Semai | Sermest–ı gamım bad–ı ciğerimden | Ağır Aksak Semai |
| Mâye | Şarkı | Sünbüle karşı açıp perçemin ihsan eyle ** | Ağır Aksak Semai |
| Muhayyer | Şarkı | Ben sana aşık değilim | Yürük Semai |
| Muhayyer | İlahi | Deldi bağrım bülbül–ı bi–çare nalanın senin | Nim Evsat |
| Muhayyer | İlahi | Düşeli bu aşkın canım evine | Düyek |
| Muhayyer | İlahi | Ey derde derman isteyen yetmez mi derd der | Düyek |
| Muhayyer | Şarkı | Sevdiceğim aşıkını ağlatır | Yürük Semai |
| Muhayyer | İlahi | Toprakta yatacak teni | Düyek |
| Muhayyer | İlahi | Ya Rabbi aşkın ver bana | Düyek |
| Muhayyer | İlahi | Ya Rabbi nurun hakkı–çün | Düyek |
| Muhayyer–Bûselik | Beste | Bir tarftan baht durmaz durmadan yüz dönd | Hafif |
| Muhayyer–Sünbüle | İlahi | Düyek | |
| Muhayyer–Sünbüle | Yürük Semai | Bağlandı gönül zülfüne divaneliğinden | Yürük Semai |
| Müstear | Şarkı | Gönlümü bend etti ol mah | Aksak |
| Nev'eser | Yürük Semai | Diyemem sine–ı berrakı semenden gibidir | Yürük Semai |
| Nev'eser | Beste | Nasıl eda bilir ol dilber–ı fedayı görün | Zencir |
| Nevâ | Yürük Semai | Ey gonca–dehen ah–ı seherden hazer eyle | Yürük Semai |
| Nevâ | Ağır Semai | Ey gonca–i bağ–ı cihan vey zinet–i destar–ı can | Ağır Aksak Semai |
| Nevâ | Ayin | Ey tecelligah–ı canem ruyi tu | Değişmeli |
| Nevâ | Şarkı | Gül–zara salın mevsimidir geşt–u güzarın | Ağır Aksak Semai |
| Nevâ | Ağır Semai | Hayli demdir bir gül–ı ruhsare oldum mübtel | Aksak Semai |
| Nevâ | Şarkı | Müşkil oldu suzişim etmek nihan | Aksak |
| Nevâ | Beste | Piyaleler ki o ruhsar–ı ale dür götürür | Zencir |
| Nevâ | Beste | Zeyn eden bağ–ı cihanı gül müdür bülbül müdür | Muhammes |
| Nihâvend–i Kebîr | Yürük Semai | Rencide sakın olma nigah eylediğimden | Yürük Semai |
| Nişabur | Durak | Durak Evferi | |
| Nişabur | Yürük Semai | Teşrifin ile alemi reşk–ı irem eyle | Yürük Semai |
| Nişaburek | Ağır Semai | Gahi ki eder turrası damanını çide | Aksak Semai |
| Nühüft | Şarkı | Bend oldu dil bir şuh–ı cihana | Ağır Aksak |
| Nühüft | Durak | Benim Mansur–ı aşk hub dare geldim | Durak Evferi |
| Nühüft | Şarkı | Ey serv–ı naz–ı nevresim | Ağır Düyek |
| Nühüft | Şarkı | Kasdı o şuhun dil–ı azare mi | Yürük Semai |
| Nühüft | İlahi | Ya İlahi canımın cananısın | Düyek |
| Pençgâh | İlahi | Gül müdür bülbül müdür şol zar–u efgaan eyleyen | Evsat |
| Pesendîde | Yürük Semai | Ey afet–ı can–ı aşık azar | Yürük Semai |
| Pesendîde | Beste | Her ne dem aşkıyla deryalar gibi cuş olayım | Darb–ı Fetih |
| Pesendîde | Yürük Semai | Ne gönül safaya mecbur ne esir–ı dilberdir | Yürük Semai |
| Rahat'ül Ervâh | İlahi | Benim Mecnun–sıfat Leyla'sı aşkın | Ağır Çenber |
| Rast | İlahi | Aşkınla cihan beste | Sofyan |
| Rast | İlahi | Bilirsen ben de senin Allah'ım | Düyek |
| Rast | Şarkı | Bu hüsn ile sen dilruba | Sofyan |
| Rast | Şarkı | Dil bir güzele meyl etti hele | Sengin Semai |
| Rast | Şarkı | Gördükçe ben ey meh–cemal | Aksak |
| Rast | Şarkı | Görsem seni doyunca doyunca seni görsem | Düyek |
| Rast | Kâr–ı Nev | Gözümde daim hayal–i cana | Ağır Düyek |
| Rast | İlahi | Hakka aşık olanlar zikr'Ullahtan kaçar mı | Sofyan |
| Rast | Şarkı | Mahmur güzel gaayet güzel | Düyek |
| Rast | Kâr–ı Natık | Rast getirip fend ile seyretti Hümayı | Yürük Semai |
| Rast | Şarkı | Sevdi gönlüm bir dilberi | Aksak |
| Rast | Şarkı | Üftadenim ey bi–vefa | Düyek |
| Rast | Şarkı | Yine ahlar etti peyda | Düyek |
| Rast | Şarkı | Yine bir gül nihal aldı bu gönlümü | Semai |
| Rast | Şarkı | Yüzündür cihanı münevver eden | Yürük Semai |
| Rast–ı Cedîd | Kâr | Aşk–ı tü nihal–ı hayret amed | Hafif |
| Rast–ı Cedîd | Ağır Semai | Ba–tü yek dem baht–ı bed hem–dem nemi sazed mera | Sengin Semai |
| Rast–ı Cedîd | Beste | Navek–ı gamzen ki her dem bağrımı pür–hun | Çenber |
| Rast–ı Cedîd | Yürük Semai | Oynar yürek terennüm–ı çeng–u çaaganeden | Yürük Semai |
| Rehâvi | İlahi | Derviş olan kişinin sözleri umman olur | Devr–i Hindi |
| Rehâvi | Şarkı | Ey bülend–ahter Şeh–ı sahib–kerem | Düyek |
| Rehâvi | Beste | Ne edadır bu ne kaküldür bu | Muhammes |
| Saba | Köçekçe | Bana gayrı karışma bir yar sevdim ezeli | Aksak |
| Saba | Ayin | Bişnevid ez nale–ı banki rebab | Değişmeli |
| Saba | Köçekçe | Gel güzelim gülistan–ı güle gel | Aksak |
| Saba | Yürük Semai | Guş–etti nayı nalelerim agaaze başladı | Yürük Semai |
| Saba | Şarkı | Guş eyle gel bülbülleri | Ağır Düyek |
| Saba | Beste | Sünbüli sünbüli siyeh canem | Muhammes |
| Sabâ–Bûselik | Ayin | Ateş nezened der dil–ı ma illa Hu | Değişmeli |
| Sabâ–Bûselik | Yürük Semai | Göz gördü gönül sevdi seni ey yüz–u mahım | Yürük Semai |
| Sabâ–Bûselik | Beste | O nahl–ı bağ–ı letafet aman aman geliyor | Zencir |
| Sabâ–Bûselik | Ağır Semai | Reng–ı ruh–ı gülzarı tebah eyledi bülbül | Ağır Sengin Semai |
| Sabâ–Bûselik | Şarkı | Sahbayı doldur sakıya | Ağır Düyek |
| Sabâ–Bûselik | Beste | Yar ile ateş–mekan olsam da gülşendir bana | Ağır Çenber |
| Segah | İlahi | Yürük değirmenler gibi dönerler | Düyek |
| Sipihr | Beste | Gül yüzündür andelibe ah–u efgaan ettiren | Çenber |
| Sultaniyegah | Beste | Can–ü dilimiz lutf–u keremkar ile mamur | Hafif |
| Sultaniyegah | Beste | Misalini ne zemin–ü zaman görmüştür | Zencir |
| Sultaniyegah | Ağır Semai | Nihan ettim seni sinemde ey mehpare canım | Aksak Semai |
| Sultaniyegah | Yürük Semai | Şadeyledi can–u dilimi şah–ı cihanım | Yürük Semai |
| Suz–i Dil | Durak | Ayağın tozunu sürme çekelden gözüme canı | Durak Evferi |
| Suz–i Dil | Şarkı | Cana gönül verdim sana | Aksak |
| Suz–i Dil | İlahi | Ey derde derman dermanım Allah | Düyek |
| Suz–i Dil | İlahi | Ey gönül guş eyle aşıkların güftarını | Düyek |
| Suz–i Dil | Şarkı | Ey padişahım şad ol efendim | Aksak |
| Suzinak | İlahi | Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin | Ağır Düyek |
| Suzinak | Yürük Semai | Cana firak–ı aşkın ile süznakinim | Yürük Semai |
| Suzinak | Beste | Müştak–ı cemalin gece gündüz dil–ı şeyda | Darbeyn |
| Suzinak | Ağır Semai | Nesin sen a güzel nesin | Aksak Semai |
| Şedd–i Araban | Şarkı | Gözümden gönlümden hayali gitmez | Düyek |
| Şehnaz | Beste | Açıldı lal–i izarın ciğerde dağ–ı derun | Zencir |
| Şehnaz | İlahi | Beni bu nefsim eyledi hayran | Düyek |
| Şehnaz | Şarkı | Ey verd–ı rana şuh–ı melek–veş | Aksak Semai |
| Şehnaz | Şarkı | Gönül durmaz su gibi çağlar | Aksak |
| Şehnaz | İlahi | Kerim–Allah Rahim–Allah | Düyek |
| Şehnaz | Beste | Ne dehendir bu ne kaküldür bu sevdiğim | Muhammes |
| Şehnaz | Şarkı | Sana ey canımın canı efendim | Ağır Düyek |
| Şehnaz | Yürük Semai | Sevdi bu gönül seni yaman eylemedi | Yürük Semai |
| Şehnaz | İlahi | Yürük değirmenler gibi dönerler | Evsat |
| Şehnaz–Buselik | Şarkı | Ben mübtela olsam sana | Aksak |
| Şehnaz–Buselik | Beste | Mushaf demek hatadır ser safha–ı hayale | Lenk Fahte |
| Şehnaz–Buselik | Beste | Nevruza erdin ey gönül | Lenk Fahte |
| Şehnaz–Buselik | Şarkı | Setr edenler hüsn–u anın | Aksak |
| Şevk–Efza | Beste | Ermesin el o şehin şevket–i valalarına | Ağır Çenber |
| Şevk–Efza | Şarkı | Oldu gönül fütade | Yürük Semai |
| Şevk–Efza | Yürük Semai | Ser–ı zülf–ı anberinin yüzüne nikab edersin | Yürük Semai |
| Şevk–Efza | Şarkı | Sur–ı adlinle cihan oldu şeha | Aksak |
| Şevk–u Tarab | Ayin | Ey hasret–ı huban–ı cihan ruyi hoşest | Değişmeli |
| Şevk–u Tarab | Peşrev | Şevk–u Tarab Peşrev | Devr–i Kebir |
| Tahir | Şarkı | Bir dilbere kul oldum | Sofyan |
| Tahir–Buselik | Ağır Semai | Söylen ol yare benim çeşmimi pür–ab etmesi | Ağır Aksak Semai |
| Tarz–ı Cedîd | Ağır Semai | Ben bendesiyem bendesiyem bendesiyem | Aksak Semai |
| Tarz–ı Cedîd | Yürük Semai | Hak–ı kademin çeşmimize ayn–ı ciladır | Yürük Semai |
| Tarz–ı Cedîd | Beste | İltifatınla gönül şad olduğu demdir bu dem | Çenber |
| Uşşak | Şarkı | Ağlatırlar güldürürler | Aksak |
| Uşşak | Şarkı | Aman felek ömrüm felek | Aksak |
| Uşşak | Tevşih | Bir ismi Mustafa bir ismi Ahmed | Evsat |
| Uşşak | Beste | Dil nale eder bülbül–ı şeyda revişinde | Ağır Darb–ı Fetih |
| Uşşak | Şarkı | Döküp kaküllerin ruhsara karşı | Ağır Devr–i Hindi |
| Uşşak | Şarkı | Pür ateşim açtırma sakın ağzımı zinhar | Ağır Aksak Semai |
| Uzzal | Şarkı | Ey büt–ı nev–eda | Yürük Semai |
| Uzzal | İlahi | Eya alemlerin şahı tecelli kıl teselli kıl | Düyek |
| Uzzal | Şarkı | Şu karşıki dağda bir yeşil çadır | Aksak |