Tanburi Ömer ALTUĞ (1908-1965)
(Baki Süha Ediboğlu'nun kaleminden )

Şu Ankara Radyosu'nun memlekete yaptığı iyilikleri,kazandırdığı sanatkarları kim inkar edebilir?.Vakit vakit ona kızanlar olmuştur;bir zamanlar acı acı şikayet edenlerin sayısı hiç de az değildi; fakat memlekette ilk radyo olmak kaderi, çeşitli zevk ve mizaçları memnun edebilmek için her şeyi tecrübe etmek zarureti,alaturka-alafranga davasının muharebe meydanı olmak tecellisi...Hep onun başında patlıyan kabaklardır.

Hemen itiraf etmeliyiz ki,bütün bu dava ve meselelerin içinden yüz akı ile çıkmasını bilmiştir....Şimdi çeşitli müzik yayınları,zevkle dinlenen temsilleri ve erbabına yaptırılan konuşmaları ile Ankara Radyosu,kendinden memnun olanların sayısını,olmıyanların sayısının kat kat üstüne çıkarmıştır.

Hele üstad Mesut Cemil Müdürlüğe getirildiği gündenberi "memnunlar" grafiği süratle yükselmekte,gayri memnunlar hanesindeki sayılar da gittikçe azalmaktadır.

Memleketimizdeki radyo tarihi ile yaşıt bir radyoculuk hayatına sahip olan Mesut Cemil,hiç şüphesiz bir sihirbaz değildir.Ancak,yirmi yılı geçen tecrübe ve Bilgilerile radyp programlarında nelerin yapılması lazım geldiğini,nelerin yapılmaması icap ettiğini çok iyi bilir ve halkımızın temayüllerini gayet yakından tanır.

İşte Tanburi Ömer ALTUĞ'un radyoya giriş hikayesi de,üstad Mesut Cemil'in isabetli karar ve görüşleri cümlesindendir.

Yedi,sekiz sene kadar oluyor;Ankara Radyosu'nda o zamanlar müzik yayınları şefi olan Mesut Cemil'in odasında "Posta Kutusu"na gelen,musiki meraklılarına ait mektupları cevaplandırıyordi ki; Kapı vuruldu;içeriye uzun boylu,geniş omuzlu,yağız çehreli birisi girdi.Çekingen ve mahçup bir Anadolu terbiyesinin icaplarına uyarak, Ceketinin düğmelerini iliklemiş,ellerini bir asker gibi iki yanına yapıştırmış genç bir adam...Mesut Cemil'in zeki ve her şeyi bir anda görüp anlıyan radyumlu bakışlarının altında ezilip büzülerek,cebinden çıkardığı mektubu korka korka uzatıyor:

-Abdurrahman neci Bey'den efendim...Hürmetler ediyor.

Çekingen genci çok nazik bir alaka ile karşılayan Mesut Cemil,onu omuzlarından tutup muhabbet ve sevgi ile bir koltuğa oturttuktan sonra,ağır ağır konuşmağa başlıyor; -Sizi bundan birkaç gün evvel tanımış,sazınızı da dinlemiştim.Radyomuz için iyi bir eleman olabilirsiniz.Dostum Abdurrahman Naci Bey'den bu mektubu getirmenize gerek yoktu.Sizin tavsiye mektubuna ihtiyacınız yoktur. Onun için bunu bir "tanıştırma" mektubu olarak kabul ediyorum.

Ömer Altuğ,bu sözler karşısında mahçup mu,yoksa memnun mu olmak lazım geldiğini pek tayin edemiyerek kızardı,bozardı,gülümsedi,sonra biraz ciddileşti,ellerini koyacak yer bulamadı,cebine soktu,çıkardı,sonra yine gülümsemeye başladı,bu sefer cebinden irili ufaklı yedi-sekiz tane anahtarın bulunduğu bir zinciri çıkardı,şangır şungur sallamıya başladı,sonra bu hareketin de bir hafiflik olduğunu anlıyarak tekrar cebine koydu,biraz sonra yine ciddileşti...

Evet....Bir türlü şaşkınlıktan kurtulamıyordu.Doğrusunu isterseniz Mesut Cemil'in laflarından memnun mu yoksa mahçup mu olmak lazım geldiğini ben de tayin edememiştim. Yalnız muhakkak olan bir şey varsa,o da Ömer Altuğ'un yakın bir zamanda Ankara Radyosu'nun saz sanatkarları arasına katılacağı idi. Nitekim öyle oldu;bir ay sonra onun da nağmeleri mikrofondan antenlere aksetmeye başladı.

Ömer Altuğ Sivaslıdır.Folklor dünyamızın en cömert hazinelerine sahip olan bu mıntıkada ,daha çocuk denilecek yaşta iken kulağını ve ruhunu milli musikimizn ince ve renkli nağmeleriyle bol bol nasiplendirmiştir. Onun için,sadece bir icrakar olarak kalmayıp,üç-beş parça şarkı ve halk türküsü üslubunda beste vücuda getirmiştir."Kızılırmak" adlı eseri,bunların içinde en çok beğenilenidir.Yer yer hazin bir "ağıt" edasına bürünen şarkıya umumiyetle hüzün hakimdir.Her nedense,kendi memleketinin içinden akıp geçen bu güzel ırmağa "uzunhava" formunda bir terkip vermiye çalışan değerli besteci,neşe ve hareket yerine niçin hüznü tercih etmiştir bilemeyiz.Belki de Kızılırmak'a yakıştırılan birçok hazin hikayelerden birini-mesela altı aylık yavrusunu azgın sulara kaptıran bir genç ananın hikayesini-düşünerek yaslı bir şarkı yapmak istemiştir.

Ömer Altuğ'un portresini çizerken bütün bunları niçin anlatıyorum ? Herhalde onun ,mahalli nağme ve renkleri eserlerinde yaşatmağa çalışan, saf yürekli,bu toprağı seven bir sanatkar olduğunu belirtmek maksadıyle..

5. Şubat .1951

Radyo Haftası Dergisi

 

Ankara Radyosu'ndan tanburunu dinlediğiniz kıymetli sanatkar 1908 yılında Sivas'da dünyaya gelmiştir.Evli ve üç çocuk babasıydı.Musiki hayatına,Sivas çevresi folkloru ile başlamıştır .Kendi teşebbüsü ile nota ve usül 'e sahip olmuştur.1944'de Abdurrahman naci gibi hayırsever bir zatın teşviki ile Ankara Radyosu'na gönderilmiş ,verdiği imtihanı kazanarak Ankara Radyosu'nun saz sanatkarları arasına karışmıştır.Sanatkar 10.3.1965'de Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Ömer Altuğ,aynı zamanda ,kendine has üslubu ile besteler de yapmış bir sanatkardır.Bilhassa Kızılırmak adlı şarkısı,türkü janrında bir ağıt havası içinde ,nevi şahsına münhasır bir değer ifade etmektedir

Altuğ,Tanburi Cemil bey ekolüne mal edilebilecek yaylı tanbur taksimleriyle sanat sever muhitlerde takdir kazanmıştır.Bestelediği eserler arasında Romeo ve Jülyet'ten esinlenerek yaptığı Nihavend makamındaki

"Gönlümün melali" adlı saz eseri en çok sevilen eserlerindendir.Aynı zamanda devlet kapısında da vazife gören Ömer Altuğ,dostları ve yakınları arasında, çalışkanlığı,nezaket ve terbiyesi ile her zaman sevilmiştir.

Hazırlayan:Tahir AYDOĞDU