- Refik
Fersan 1893 yılında İstanbul Şehzadebaşı'nda doğdu.Babasının
sesi güzeldi;bir musiki aleti kullanmak ailenin gelenekleri arasındaydı.1893'de
babası ölünce yakınları olan Faik Bey'in yalısına taşınırlar.Bu
yalıda haftanın belli günlerinde Tanburi Cemil Bey, Leon Hancıyan
,Lavtacı Andon ,Rahmi Bey , Lemi Atlı,Neyzen Aziz Dede gibi
sanatkarlar,yetenekli kalfa ve cariyeler derse gelirler,muhteşem
fasıllar yapılırdı.İşte Refik Fersan böyle bir ortamda Türk
Musıkîsi ile ilişki kurarak bu sanata derin bir şekilde bağlanmıştır.
Ailesinin musıkîye
düşkünlüğü, kendisinin de olağanüstü hevesi ile başlangıçta
Ud çalmağa çalıştı.Bir süre sonra Tanbur'da karar kıldı.Böylece
12 yaşında Tanburi Cemil Bey'den ders almağa başladı;bu
dersler 5 yıl sürmüştür.Bu sıralarda bir yandan tanbur
dersleri alırken bir yandan da Leon Hancıyan'dan usül
dersleri alıyordu.Refik Fersan,Tanburi Cemil Bey'in itina ve
ihtimam ile yetişdirdiği 5 tanburi'den biriydi. Diğerleri;
1)Cemil'in ablası Beyhan hanımın oğlu Hikmet Bey,
- 2)Kadı Fuat Efendi,
- 3)Faize Ergin
- 4)Tahsin Bey.
- Daha sonra Robert
Koleji ve Galatasaray Lisesi'ne devam eder ve Tevfik Fikret ve
Ahmed Rasim Bey'den Fransızca,edebiyat ve biraz da ingilizce öğrenir.
1913 yılında
Fahire Fersan ile evlenir,aynı sıralarda Cenevre'ye gidecekleri için
düğünleri Cenevre'de olur.İsviçre'de Kimya öğrenimine başladıysa
da tamamlayamamıştır.1917 yılında Darülelhan'a girer.Böylece
"tanbur muallimi" olarak öğretim üyeleri arasına katılmış
olur.
1918 yılında askerlik
hizmetini yapmak üzere Mızıka-i Humayun'a tayin olur,aynı yıl içerisinde
İsmail Hakkı Bey yönetiminde ilk konserini verir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan
sonra 1924 yılında "Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti Şefi"
olur,1927'ye kadar çalıştıktan sonra sağlık nedenleri ile bu görevinden
ayrılarak İstanbul'a yerleşir. Çankaya Köşkü'nde çalıştığı
yıllarda,başbakan İsmet İnönü'nün Yunanistan'a yaptığı geziye
katılır ve o yıllarda bestelemiş olduğu ve Rast Makamındaki
"Methal" i Yunanistan'da armonize edilerek çalınmıştır.
 |
|
M.Nureddin
Selçuk - Refik Fersan |
Refik Fersan,İstanbul'a
yerleştikten sonra Münir Nureddin Selçuk ile serbest çalışma
hayatına atılmış,plak çalışmaları yapmış ve eşi Fahire Fersan
ile M.N.Selçuk'un konserlerine,doldurmuş olduğu plaklara eşlik
etmiştir.
1937'ye kadar ilk İstanbul Radyosu'nda çalışmıştır.1938'de Ankara
Radyosu'nun hizmete açılması ile Ankara'ya gelmiş,birçok
hizmetlerde bulunmuş ve daha sonra İstanbul'a dönerek İstanbul
Belediye Konservatuarı icra heyeti'nde
çalışmış ve "İlmi Kurul" başkanlığı yapmış ve bir
süre de "Tasnif heyeti"nde çalışmıştır.Daha sonra uzun
süredir çekmekte olduğu bir akciğer rahatsızlığından dolayı 13
HAZİRAN 1965 'de vefat etmiştir.
20.yüzyılın Türk Musıkisi
bestekarlarının en önemlilerinden biri olan REFİK FERSAN , özellikle
saz musıkimiz açısından gerçekten kuvvetli bir bestekardır. İlk sözlü
eseri sözleri Fuzuli'ye ait olan "Beni candan usandırdı cefadan
yar usanmaz mı ? "güfteli Kürdili-Hicazkâr makamındaki şarkısıdır.
İlk saz eseri ise Şehnaz-Bûselik makamındaki peşrevidir.
Çankaya Köşkü'nde bulunduğu yıllarda büyük
önderimiz Atatürk'ün arzusu üzerine aynı gece Nikriz makamındaki
saz semaisini bestelediği ve yine aynı gece icra edildiği
bilinmektedir.Atatürk özellikle son bölümden çok etkilenmiştir.Çok güçlü Hamparsum notası bilgisi bulunduğundan,gerek
Ankara Radyosu'nda,gerekse İstanbul Belediye Konservatuarı'nda
çalıştığı yıllarda bu nota ile yazılmış eski külliyatlardan
birçok eseri Batı notasına çevirmiştir.
Kuvvetli nazariyat bilgisi ,usüllere hakimiyeti,eski makamların seyir
ve karakterini çok iyi bilmesi nedeni ile metin eserler bestelemiştir.Unutulmuş
makamlardan olan SELMEK makamını yeniden canlandırmış,hayli eser
besteleyerek zenginleştirmiştir.Bu bilgilerin ışığı altında
bestelediği ve 49 makamı içine alan bir de "KAR-I NATIK"ı
vardır.Büyük,küçük her formda eser veren Refik Fersan'ın saz ve sözlü
eserlerinde geleneklere bağlı kaldığı görülmekle birlikte,az-çok
yeniliğe taraftar bir orijinalite sezilir.
Çeşitli form ve nitelikte şu eserleri
bilinmektedir; Rast ve Selmek makamlarında 2 Mevlevi Ayini,2 ilahi,2
sirto,16 peşrev, 27 Saz Semaisi,1 medhal,1 Kar-ı natık,1 Karçe,2
Beste,1 Aksak Semai, 1 Yürük Semai,6 taksim plağı,80 şarkı.Kendisi
eserlerinin toplamının 400 olduğunu söylermiş...
Refik Fersan'ın tavrını,tipini,tanbur icrasını
Ruşen Ferid Kam'ın şu satırlarından dinleyelim isterseniz.....
"Rahmetli Refik Fersan,Tanburi Cemil'in sanat dehasının
ışığı altında yetişmiş en eski çıraklarından
biriydi.Kendisinde ilk musıkî öğrenme, Tanbur çalma istidat ve
kabiliyetini kaçınılmaz bir arzu ve heves ,önüne geçilmez bir iştiyak
haline getiren Tanburi Cemil Bey olmuştur." "Ben
Tanburi Refik adını,delikanlılık çağlarının ilk yıllarında,hocazâdesi
rahmetli Mesud'dan işittim.Kendisini ilk defa 1921 veya 1927 yılında
, Kadıköy Hale Tiyatrosu'nda düzenlenen "Cemil Konser"inde
gördüğüm bu ince insan narin yapısı,incecik boynu,siyah ve
arkaya doğru taranmış gür saçları,dudağının yarısını
kaplayan muntazam,biçimli kesilmiş bıyığı,daima gülen ve sevimli
yüzü,bu yüzü aydınlatan pırıl pırıl zeki gözleri,kibar,zarif,
mütevazı haliyle bende,beni kendine çeken içten bir alakanın ilk
heyecanını uyandırmıştı.Aramızdaki dostluk ,yakınlık 1923 yılında
kurulan "Cumhuriyet Devri" Darülelhanı'nda ,şimdiki İstanbul
Konservatuarı'nda -başlamış ve uzun zaman sınırları içindeki
sanat yollarında ,konserlerde,radyolarda,masa çalışmalarında gölgesiz
devam etmiştir..."
Refik Fersan'ın eşi Fahire
Fersan,1900 yılında İstanbul'da,babası Mâbeyinci Faik Bey'in
Divanyolu'ndaki konağında doğdu.Çağının mûsıkîşinaslarının
sık sık toplandığı bu konakta büyüdü.Çocuktaki yeteneği ilk
kez sezen Rahmi Bey, ailesine Tanburi Cemil Bey'den ders almasını
tavsiye etmişti.Bir yandan özel öğrenim görürken ,diğer yandan da
akrabaları olan Suphi Ziya Bey'in hediye ettiği bir kemençe ile Cemil
Bey'den ders almağa başladı.Altı aylık ilk ders süresinin sonunda
Refik Fersan'la evlenerek İsviçre'ye gitti.Bu ortak hayat yabancı ülkelerde
de mûsıkî çalışmaları açısından yetişmesinde büyük etken
oldu.Yurda döndükten sonra Cemil Bey'in ölümüne kadar kemençe
derslerine devam etti.Eşinin rehberliğinde günden güne gelişen
kemençesi ile bu ekolün bir temsilcisi oldu;eşi ile aynı doğrultuda
yürümeyi başardı.Musıkî eseri olarak iki şarkısı ile bir saz
semaisi biliniyor.
Hazırlayan : Tahir AYDOĞDU |