| Dînî Mûsikî Formları |
| TEMCİD
MÜNACATI : Ramazan aylarında teravih namazından sonra müezzinler
tarafından minarede, çoğunluk Arapça yazılmış, Allah'tan niyaz
ifade eden ve edebiyatta "münacat" adım alan manzum eserler
okunurdu. Birinci kısımda tevhid ve ta'zîm ifade eden Arapça bir münacat,
ikinci kısımda bir tek müezzin tarafından çok defa Segah makamında
Durak tavrında bir Na'ti Peygamberî (') okunurdu. Gerek Münacat, gerek
Na'ti Peygamberî Durak tavrında usulsüz bestelenmiştir. Üçüncü kısımda
ise birkaç müezzin birlikte bir Cumhur İlahi okurlardı.
|
| CUMHUR
İLAHİ : Cumhur ilahiler çok defa Evsat, bazan da Devri Hindî
usulü ile bestelenmiş ilahilerdir. Bu ilahileri tekkelerde zikir esnasında
okunan ilahilerle karıştırmamak gerekir. Zikir esnasında okunan
ilahiler, Sofyan, Düyek, Fahte, Hafîf ve Muhammes gibi usullerle Zikir
darbına uygun olarak bestelenmiştir. Son kısımda da "İsmi
Celal" ve "Hu" sözü tekrarlandıktan sonra "Takabbel
minna ya Allah hu Fatiha" den ilerek son verilir.Hatîb Zakirî Hasan
Ef.'nin Segâh makamında bestelediği Münacat ve Na'ti Peygamberi ile
Evsat usulünde bestekarı bilinmeyen bir Cumhur ilahinin notalarını
buraya örnek olarak alıyoruz.
(Örnek nota(1) : s1 - s2 - s3 | (Örnek nota (2) : s1 - s2 | (Örnek nota(3) : s1) Na'ti Peygamberî ve cumhur ilahilerin çok çeşitli örnekleri varsa da. Ramazan aylarında teravih namazından sonra ve temcid vaktinden önce okunmakta olan münacatın, Hasan Ef.'nin yukarıya aldığımız Segah münacatından başka notaya alınmış başka bir örneğe rastlanmamıştır. Bugün bu tür eserleri bilen ve okuyan müezzinler de kalmamıştır. İstanbul Konservatuarı tarafından yayımlanan Na't, Salat, Temcid ve Durak defterinde, bu münacatın Arak makamına aktarılmış bir örneği vardır. Dr. Subhi Ezgi tarafından notaya alındığı kaydedilen bu eser de — usulsüz bestelenmiş öbür bütün eserler gibi — Durak Evferi adı ile kendilerinin icad ettiği bir usule zorla sokulmuştur. Oysa, usulsüz olarak bestelenmiş ve ötedenberi böyle okunmuş olan bu tür eserlerin Türk musikîsinde örnekleri pek çoktur. Bu eserleri usul içine almakta ve sonuç olarak • güzelliklerin! bozmakta bir isabet görmüyoruz. Ayrıca, eskidenberi Segah makamında okunan bu münacatın. Arak makamına aktarılması da bestekarının arzusuna aykırı isabetsiz bir davranıştır. Gerçi Arak ve Segah makamlarında bestelenmiş eserlerin birbirinin şeddi olarak kabul edilmesinde sonuçta önemli bir değişiklik meydana gelmezse de, bu iki makamın seyir 've çeşnileri farklıdır. Aralıklar aynen korunsa bile, aktarma işi bu yüzden aynı sonucu veremez.
|
| Mİ'RACİYYE
: Nayî Osman Dede tarafından bestelenen ve dinî musikîmizin
en sanatlı eseri olan Mi'raciyye, Mi'rac gecelerinde okunurdu. Altı bölümden
oluşan Mi'raciyyenin her bölümü başka bir makamdan bestelenmiş olup
her parçası "bahir" adım alır. Dr. Suphi Ezgi'nin kitabında
bu eserin .Türk Darbı usulü ile bestelendiği iddia edilmekte ve notası
verilmektedir. Bu nota incelendiğinde bir kısım ölçülerin usule
uymadığı görülür. Yazar bunları, "eseri süslemek amacı ile
bazı darpların, zamanlarından fazla uzatılmasının adet edinildiği"
yolunda esassız bir sebebe dayandırmakta ise de böyle birşey
kesinlikle söz konuşu değildir. Eser baştan aşağı Durak şeklinde
ve usulsüz olarak bestelenmiştir.
Mi'raciyyenin Neva bahrini biten kalmadığı gibi doğru olarak yazılmış notası da ancak birkaç kolleksiyonda bulunmaktadır. Bu arada Hüseynî bahrinden bazı beyitlerin besteleri de unutulmuş ve kaybolmuştur. Geriye kalan bölümlerinin de bilen ve okuyanları pek azalmış olan bu sanatlı esere ne yazık ki tarihe malolmuş gözüyle bakılabilir. Esasen birer musikî mektebi demek olan tekkelerin kapatılmasından sonra Türk müsikîsinin dinî repertuarım bilenler gitgide azalmış ve tükenmiştir. Okunan örneklerin sayışı da sadece Mevlidlerde okunan bazı ilahilerden ibarettir. Tekkelerin dinî Türk musikîsine çok büyük hizmeti olmuştur. Birçok musikî üstadı birer konservatuar durumunda olan bu tekkelerden yetişmiştir. Bugün dinî eser bestelendiğim görmüyoruz. Bu durum müsikîmiz için büyük bir kayıptır. Eskiden bestelenmiş dinî eserleri doğru dürüst okuyanlar azaldığı gibi rağbetsizlik yüzünden yenileri de yetişmemektedir. Mi'raciyye'nin Osman Dede tarafından nasıl bestelendiğine dair şöyle bir menkıbe de vardır : Çok zamandır böyle bir eser bestelemeği tasarlayan Osman Dede, ömrünün son yıllarında bir ara, Üsküdar Doğancılar'da Nasuhî dergahında misafirmiş. Mi'raciyyenin güfteleri gece rüyasında Nasuhî Ef. tarafından kendisine ilham edilmiş, kendisi de bunları ertesi sabah hemen yazmış. Eser üç gece içinde çeşitli makamlardan altı bahir olarak bestelenmiş ve Berat Kandili'ne rastlayan ertesi gece dergahda ilk defa okunmuş. Mi'raciyyenin 1. bahri Segah, 2. bahri Müstear, 3. bahri Dügah, 4. bahrî Neva, 5. bahri Saba, 6. bahri ise Hüseynî makamlarında bestelenmiştir. Neva bahrîni Sultan Mahmud devrinde Hüdaî Dergahı postnişînı Büyük Ruşen Ef.'den sonra bilen kalmamıştır. 1. bahirde Segah'tan başka Bestenigar, 2. bahirde Müstear makamından başka Bayatı ve Maye, 3. bahirde Dügah'dan başka Saba, Çargah, Köçek, Hüseynî, Vechi Hüseynî, Arazbar ve Acem, 4. bahirde Neva'dan başka Nişabur, 5. bahirde Saba makamından başka Hüseynî, Hisar, Buselik ve Şahnaz, 6. bahirde ise Hüseynî makamından başka Gerdaniye, Necid Hüseynî, Buselik, Acem ve Uzzal makamları da gösterilmiştir. En sondaki Münacat'ta ise Neva, Nişabur. Hüzzam, Köçek ve İsfahan makamları kullanılmıştır. Mi'raciyye her yıl Receb ayının 27. Mi'rac gecesinde başlayıp Ramazan ayının başına kadar Şehzade Camii gibi vakıf tahsisatı bulunan salatin camilerinden başka bazı mevlevîhane ve dergahlarda okunurdu. Eseri, bitişik iki kürsüde yer almalarına itina edilen ve aynı üstaddan meşketmiş iki kişi birlikte okur, kürsülerin altında oturan zakirler de her bahirden önce Mi'raciyyeye mahsus ve usulle bestelenmiş Tevşîh İlahilerini söylerlerdı. Her mısranın sonunda "Sallü'aleyh" denilir ve 6. bahir esnasında Münacata kadar her mısranın sonunda "Minnessalat" dîye terennüm edîlirdi. Münacat esnasında her mısranın sonunda zakirler tarafından "Ikbel ya mucîb" denilir, böylece Mi'raciyye son bulurdu. Münacat okunurken dinleyicilere gülsuyu serpilir, şeker ve şerbet dağıtılır, ayrıca kaynamış süt ikram edilir ve bu iş vakıf yolu ile yürütülürdü.Mî'raciyye'nin notası ne yazık pekaz koleksiyonda bulunmaktadır.
|
| NA'Tİ
PEYGAMBERİ : Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'in vasıfları
hakkında Türkçe veya Arapça yazılmış manzum eserlerin Durak tarzında
(usulsüz olarak) bir kişi tarafından çeşitli makamlardan irticalen
okunmasından ibarettir. Okuyanın musikî bîlgisinin derecesine göre
tesiri değişir. Na't'ler tekkelerde zikir ayinleri sırasında veya diğer
ibadet meclislerinde güzel sesli kişiler tarafından okunur; genel
olarak irticalen okunmakla beraber notaya aılnmış örnekleri de vardır.
Örnek : Üsküdarlı Hasan Efendizâde'nin Mahur Na'ti Şerîfi (Örnek nota : s1 - s2 ) Na't'lerin ilahi tarzında usulle bestelenmiş ve dinî törenlerde okunmak üzere hazırlanmış çeşitli örnekleri vardır. Bunlara "ilahi" demek daha doğru olur, çünkü Na't'lerin irticalen ve Durak şeklinde usulsüz okunması adettir. Na't güftelerine "nutkı şerif" (şerefli, mübarek söz) denir; bu deyim dinî eserlerin çoğunda kullanılmıştır. Örnek : Devri Hindî usülünde Rast Na'ti Şerîf (Örnek nota : s1 ) Bir de mevlevî ayinleri nde okunan Na'ti Mevlana vardır ki güftesi Mevlana Celaleddîni Rumî'nin Dîvanı Kebîr'inden alınmış ve Itrî tarafından Durak tarzında usulsüz olarak bestelenmiştir. Dr. Subhi Ezgi tarafından notaya alınan ve İstanbul Konservatuarınca yayımlanan Dinî Eserler defterinde, öbür usulsüz dinî eserlerde yapıldığı gibi, bu Na'tin de usüle sokularak yazılmış bir notası vardır. Ötedenberi bu Na't Mevlevi dergahlarında yapılan ayinlerde hep usulsüz okuna gelmiş ve zamanımıza kadar böyle ulaşmış olduğu için, usulle yazılmasında isabet yoktur.
|
| KUR'ANI
KERÎM : Güzel sesli ve musikî bilen aşina bir kişi tarafından
her makamdan irticalen ve usulsüz olarak okunur. Tekkelerde, camilerde ve
ibadet meclislerinde okunan Kur'anı Kerîm'in çeşitli okunuş şekilleri
vardır. Daha çok üstadlar tarafından talebelerine meşk yoluyla öğretilen
Kur'anı Kerîm okuma tavrı her hocanın musikî bilgisine göre değişir.
Zamanımızda yüksek musikî bilgisi olan hafızlar azalmış olduğundan
okunan Kur'anı Kerîm şekilleri eski üstadların taklîdinden
ibarettir. En iyi Kur'anı Kerîm okuyanlar İstanbul'da yetişmiş olup
en makbul okuma tarzı da İstanbul'daki ünlü hocalardan öğrenilmiştir.
ibadet meclislerinde okunan bir sayfadan az Kur'anı Kerîme "Aşrı
Şerîf" denir.
Arapça'da "hareke"ler (sesli harfler) üç tane olup bunların A, E, i, U seslilerine karşılık dört okunuş şekli vardır. Türkçemiz'in 1,0, Ö, Ü seslileri için bir harf veya hareke Arapçada yoktur. Bugün dinlediğimiz bazı hafızlar Kur'an okurken Arapça'da bulunmayan bu son dört sesi i harfi de kullanmaktadırlar. (Mesela, "mubin" kelimesin! "mübin" şeklinde okumaktadırlar). Bu türden yanlışlara düşülmemesi için Kur'anı Kerîm okurken aslındaki harekelere özen gösterilmesi tavsiye olunur.
|
| EZAN
: Namaz vakitlerin! bildirmek amacı ile günde beş defa
belirli saatlerde minarelerden bir veya birkaç müezzin tarafından karşılıklı
okunur. Usulü olmadığı için Durak şeklinde ve irticalîdir. Musikî
bilgisi az olan müezzinlerin okuduğu ezanlar üstadların taklîdinden
ibarettir. Ezan her makamdan okunabilirse de tesir bakımından daha çok
dinî müsikîye uygun makamlardan okunması adettir. Ezanın güftesi
Arapça olup şekli şudur :
Dört defa "Allahu ekber" dendikten sonra sıra ile ikişer defa "Eşheduenlailaheillallah", "EşheduenneMuhammedenResulAllah", "Hayalessalat", "Hayalelfelah", "Allahu ekber" dendikten sonra bir defa "LailaheillAllah" denilerek son verilir. Bir 'de Cuma namazında hutbeden önce cami içinde müezzin mahfelinden okunan Ezan vardır ki buna "İç Ezanı" derler. Şekli aynen Ezan gibidir. Sabah namazları için okunan Ezanda "Hayalelfelah" dan sonra iki defa "Essalatı hayrunminennevm" denir. Örnek : Dr. Alaeddin Yavaşça tarafından notaya alınan Hicaz makamında Ezan örneği. (Örnek : s1 )
|
| KAMET:
Ezanın bir de farz namazlarından önce okunan şekli vardır ki buna
"Kamet" denir. Ezandan daha hızlı okunmasından ve
"Hayalelfelah" dendikten sonra iki defa da
"Kametissala" sözünün eklenmesinden başka farkı yoktur.
|
SALÂT-U
SELAM : Ölümlerde cenaze namazının duyurulması için
minarelerde bir veya birkaç müezzin tarafından Peygamberimiz adına
okunan Sala'dır. Her makamdan usulsüz ve irticalen okunur. Zamanımızda
Sala okunması adeti terkedilmiş gibidir. Sala'da okunan Salatu Selam şöyledir
:
|
| SALATI
ÜMMİYYE : Bir de ibadet meclislerinde, Hazreti Peygamber'in
mukaddes emanetlerini ziyaret esnasında, mevlidlerde, tekkelerde ve bazı
ayinlerde okunan Salatu Selam vardır ki buna "Salatı Ümmiyye"
denir. Bu salat diğerlerinden farklı olarak Itrî tarafından Segah
makamında ve Usulle bestelenmiştir.
Bu Salat'ın güftesi şudur : Allahumme salli ala seyyidina Muhammedininnebiyyilümmiyyî Ve ala Alihî ve sahbihî ve sellim Notasını verdiğimiz bu Salatu Selam dört usulle bestelenmiştir.
İstanbul Konservatuarının yayımladığı dinî eserlere ait defterde bu Salatın Hatib Zakirî Hasan Ef. tarafından bestelendiği kaydı ile Semaî usülünde tesbit edilmiş bir notası vardır. Ötedenberi Itrî tarafından bestelendiği bilinen bu Salat'ın Hatib Zakirî Hasan Ef. tarafından bestelendiği Dr. Subhi Ezgi'nin görüşüdür. Üsulünün de Semaî olmadığı, eskidenberi okunan şeklinin bizim verdiğimiz örneğe uygun olması ile bellidir. Zira, Semaî usulü île tesbit edilen notası söylenişe uymamaktadır. (Örnek nota : s1 ) |
CUMA NAMAZI ve HUTBE:
Cuma'nın ilk sünneti kılındıktan sonra, müezzin
gülbank çeker: "Resul-i ekrem ve nebiyy-i muhterem
sallellahü tealâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin azîz, pâk, münevver,
mutahhar ruh-i şerîflerine salevat-ı şerîfe getirenlerin ahir ve akıbetleri
hayr ola. Âl-i ezvac-ı tahirat evlâd-ı rasül eshab-ı güzin
efendilerimizin sair enbiya-i ‘izam ve rusûl-i fihan hazeratının ervah-ı
şeriflerine, pîrimiz Bilâl-i Habeşi [R.A. (Radiyâllahü Anh)]
efendimizin ve ‘ale'l-husus bu mai‘in banisi ve bugüne kadar içerisinden
gelmiş geçmiş, imam, müezzin, kayyumlarının ve kâffe-i ehl-i imanın
ervahı için, Allah rızası için, el - fatihah." Fatiha okunduktan
sonra müezzin Euzü-besmele çekerek Ahzab sûresinin 56. ayetini okur;
"İnnâllahe ve melâiketehü yüsallüne ‘ale'n-Nebiy. Ya eyyühe'l-lezine
amenü sallü aleyhi ve sellimü teslima" Bunu takiben müezzin
peygamberimize bir salevât getirir.
|
| TEKBÎR
: Gerek Bayram hutbeleri sırasında, gerekse Bayram günlerindeki
farz namazlardan sonra ve Kur'an hatimleri sırasında sureler arasında,
hazır bulunanların da katılmasıyla Segah makamında usulsüz olarak
okunur. Bestesi Itrî'nindir. Güftesi ise şöyledir :
Allahu ekber, Allahu ekber, LailaheillAllah-u-vallah-u ekber, Allah-u ekber vel-illah-il-hamd. İstanbul Konservatuarı yayımı —daha önce de söz konuşu ettiğimiz— dinî eserler def-terinde Tekbîr'in Arak makamına aktarılmış ve zorla usul altına sokulmuş bir notası mev-cud olup bestekarının Hatib Zakirî Hasan Ef. olduğu kayıtlıdır. Segah makamında usulsüz okunan Tekbîr'in Itrî'ye ait olduğu çok eski-denberi bilinir. Bu bakımdan Dr. S. Ezgi'mn iddiası doğru değildir. Usulle yazılmış olan notası da bilinen besteye uymamaktadır. (Örnek nota : s1 )
|
| DURAK
: Allah ve Peygamber'in, ayrıca büyük din adamlarının
meziyetleri hakkında yazılan sofiyane Türkçe manzum kıt'alardan ve
her makamdan bestelenen Durak'ların usulü yoktur. Besteleri bu türe
mahsus bir tavırla yapılmış ve notaya bu şekilde alınmıştır.
Durak okuyanlar taksim gibi beste kaydından bağımsız değildirler;
eseri notasına uygun olarak ve Durak'lara has tavırda okumak zorundadırlar.
Taksimlerle Durak'ların farkı buradadır. Duraklar çok defa dört satırlık
manzum kıt'alardan seçilirse de, yalnız birinci ve üçüncü mısraları
bestelenir, ikinci ve dördüncü mısralar aynen birinci mısranın
bestesi ile okunur. Üçüncü mısra meyan olup ona mahsus şekilde
bestelenir. Çoğunlukla kısaltılarak birinci ve üçüncü mısraların
okunması ile yetinilir.
Durak'lar Türk musikîsinin en yüksek san'at eserleridir. Durak okuyabilmek için çok parlak ve pürüzsüz bir sese sahib olmak ve Durak tavrım çok iyi öğrenmiş olmak gerekir. Zamanımızda Durak okuyabilenler yok denilecek kadar azalmıştır. Dinî eserleri öğreten de kalmadığı için birkaç yıl sonra Durak dinlemek belki de imkansız olacaktır. Bazı mö-sikîciler. Dr. S. Ezgi'nin "Amelî ve Nazarî Türk Musikîsi" adlı eserinde ileri sürdüğü görüşe aldanıp Durak'ların önceleri usulle bestelendiğin!, ancak zamanla kulaktan kulağa akta-rılırken usulün kaybolduğunu zan ve iddia etmektedirler. Hatta daha da ileri gidip 21 darp-lı Durak Evferi usülünü bulduklarım ileri sü-rerek mevcut Durak'ları bu usule uydurmağa çalışmaktadırlar. Gerçekten de Türk musikî-sinde böyle bir usul vardır ve bu usulle Durak tavrında eser bestelemek mümkündür. (Bu iddiayı ileri sürenler kendileri ta raf ı nda n bestelenmiş bir-iki örnek de vermişlerdir). Ne var ki Durak'ların hepsinin önce usulle bestelendiğin! sanmak yanlıştır. Durak'lar öteden-beri usulsüz olarak bestelenmiş ve bize kadar böyle gelmiştir. Birçoğunun notaları da elimizdedir. Durak'lardan daha eski pekçok eserin usullerim ve ritmik ahenklerini aynen ko-ruyarak zamanımıza kadar ulaştığım gözönüne alacak olursak, zamanla Durak'ların usullerini kaybettikleri yolundaki iddianın da ne kadar çürük olduğu anlaşılır. Durak'lar ibadet meclislerinde okunduğu gibi, tekkelerde zikir esnasında "kelime-i tev-hid"den sonra bir veya iki kişi tarafından oku-nurdu. Vakfı bulunan camilerde Cuma nama-zından önce de bir veya iki kişi Durak okur-lardı. Bugün bu güzel adetler terkedilmiştir.
|
| İLAHİ
: Allah ve Peygamber, ayrıca din adamlarının meziyetleri
hakkında yazılmış ve her makamdan çeşitli usullerle kendine mahsus
bir tavırla bestelenmiş Türkçe manzum eserlerdir. İlahiler bir veya
birkaç kişi tarafından camilerde, tekkelerde vb. ibadet meclislerinde
mevlid sırasında ve teravih namazı aralarında okunur. İlahilerin
kendine mahsus tavırları vardır; bunları şarkı tavrından kurtarmak
için bu noktaya dikkat edilmelidir. Her makamdan ilahi bestelenebilirse
de neş'eli ve l kıvrak makamlardan İlahi bestelenmesi adet olmamıştır.
İlahiler çeşitli usöllerle bes-telenmiştir; ancak ritmik ahenklerini
oyun ha-valarına benzetmemek için İlahi tavrından dışarı çıkmamak
gerekir. Büyük ve küçük usullerle bestelenmiş pekçok İlahi örnekleri
Türk musikîsinin zengin hazînesin! teşkil eder. Tekkelerde zikir esnasında
okunan İlahilerin zikir darblarına uygun olanlardan seçilmesi adettir.
Diğer birçok dinî eserler gibi, ilahiler de kaybolmağa mahkum gibidir.
Zamanımızda İlahi yazan, besteleyen, öğrenen ve öğreten kalmamış
gibidir. Bugün okunan İlahiler mevlidler-de okunan birkaç parçadan
ibarettir.
İlahiler şarkılar gibi dört parçadan oluşur. Eskiden büyük camilerde teravih namazı ara-sında ilk dört rekattan sonra Neva, ikinci dört rekattan sonra Hüseynî, üçüncü dört rekattan sonra Bestenigar, dördüncü dört rekattan sonra Eviç, son dört rekattan sonra da Acem Aşîran makamından seçilmiş bir İlahi okunur ve Segah Salat ile Vitir namazına girilirdi. Ancak, Acem Aşîrandan sonra Segah makamı kulağa pek hoş gelmeyeceğinden, yüksek musikî bilgisine sahib müezzinler Salat-ı Vitir'e başlamadan önceki Salat-u Selam'ı Saba makamından okurlardı. Bugün camilerde bu şekilde İlahi okuyan müezzinlere pek az rastlanmaktadır.
|
TEVŞİH
İLAHİ : Mevlid bahirleri ara-sında okunan İlahilere
"Tevşih ilahileri" denir. "Tevşih" sözü "süslemek"
anlamındadır. Bu İlahilerle mevlid-i şerîf süslenmiş oturdu.
Çoğunlukla Evsat, bazan da Devri Hindî usulüyle bestelenen, hep birlikte okunan ve öbür İlahilerden bu yönden ayrılan İlahilere "Cumhur İlahi" denir. İbadet meclislerinde okunan bu ilahiler, tekkelerde ayin sırasında okunan ve ritmik ahengi zikir darplarına uygun olan İlahilerle karıştırılmamalıdır.
(Not: Fehmi Ef. Seyyid Nizam Dergahı zakirbaşısı olup Samatya'da oturur ve evinde bazı hastaları kendi yaptığı halk ilaçları ile tedavî ederdi. Ayrıca, dinî müsikîye vukufu ve sesi-nin ahengi ile de tanınmıştı. 26.1.1935 tarihin-de vefat etmiş ve Seyyid Nizam Dergahı karşısındaki kabristana defnedilmiştir).
|
TESBİH
İLAHİ : Bir de "Subhane" kelimesi ile başlayan
ilahiler vardır ki bunlara aynı zamanda "Tesbih" denir.
|
NEFES
: Bektaşi şairler tarafından yazılmış ve Bektaşi
tekkelerinde okunmak üzere çeşitli makamlardan küçük usullerle
bestelenmiş manzum İlahilere "Nefes" denir. Bunların İlahilerden
farkı. Peygamber Efendimizle beraber Hz. Ali'nin de medhiyesine yer
veril-mesinden ibarettir. Makam, usul ve tavır bakımından İlahilerden
başka farkı yoktur. Aslında "İlahi" genel bir deyim olup,
ayrıca özel bir isim altında sınıflandırılmamış ve çeşitli
makam ve usullerle bestelenmiş olan manzum eserlere de genel olarak
"İlahi" denir. Bunlar da okundukları meclislere ve gösterdikleri
farklara göre İlahi, Tevşih, Cumhur İlahi, Teşbih ve Nefes adlarım
alırlar.
|
| SAVT
: İlahilere mahsus güftelerin aynı makam ve usulle, ancak
birbirine benzemeyen çeşitli nağmelerle bestelenmiş başka başka şekillerine
"Savt" denir. Tekkeler kapanmadan önce Gülşenî dergahlarında
bu türden Savt'larokunması adetti.
Örnek : Düyek usulünde Saba Savt (Örnek nota : s1 - s2 )
|
| ŞUĞUL
: Arapça sofiyane manzum parçaların İlahi şeklinde
bestelenmiş örneklerine "Şuğul" denir. Bunlar tekkelerde
zikir sırasında okunur. Usulleri çoğunluk Düyek ve Sofyan'dır., Şuğuller
sanat bakımından İlahilere göre daha basit, hafif ve hareketli
eserlerdir.
Örnek: Düyek usulünde Rast Şuğul (Örnek nota : s1 )
|
| MEVLÎD-İ
ŞERÎF: Mevlîd Bursa'lı Süleyman Çelebi tarafından halk
dili île yazılmış, Peygamberimizin doğumunu anlatan ve senasını
yapan bir mesnevîdir. Bu eserin Türk edebîyatında özel bir yeri vardır;
ibadet meclislerinde, doğum ve ölümlerde okunması adet olmuştur.
(Mevlîdin ölümlerde okunması, metni ile ters düşmekte ise de, ötedenberi
bu terslik devam edegelmiştir). Bu eser değişik makamlardan usulsüz
olarak ve çeşitli kimseler tarafından bestelenmiş ve isteyenlere öğreti"lerek
yayılmıştır. Notası tesbit edilmiş değildir. Çeşitli üstadların
besteleri talebeleri tarafından kulaktan öğrenilmiştir. İrticalen
okuyan kimselere de rastlanmıştır. Mevlid konusunda bu nokta özel bir
önem taşır. Bugün kendine mahsus tavrı ile eski üstadlara benzeterek
Mevlid okuyanlar pek azdır; her okuyan kendi zevkine, mûsikî eğitimine,
makam bilgisine göre bestede değişiklikler ve ilaveler
yapmaktadır.
Mevlîde başlamadan önce birkaç kişi tarafından Hüdaî Ef.'nin Çargah makamında "Kudümün rahmet-i zevk u safadır, ya Resul-Allah" mısraı ile başlayan Tevşih İlahisinin okunması adet olmuştur. Bundan sonra "Allah adın zikredelim evvela" mısraı ile başlayan birinci bahir okunur. Mevlid bahirleri usulsüz oldu-ğundan bir tek kişi tarafından okunur. Birinci bahirden sonra bir veya birkaç kişi tercihan Hicaz veya Hüseynî makamından bir Tevşih ilahi okur, bunun arkasından "Hak Teala çün yarattı ademi" mısraı ile başlayan Mevlîd'in ikinci bahri yine bir tek kişi tarafından okunur. ikinci bahirden sonra daha çok Rast makamından bir Tevşih ilahi okunur. Bundan sonra "Amine hatun Muhammed anesi" mısraı ile başlayan "veladet" (doğum) bahri okunur. Bu bahrin sonlarına doğru Hz. Peygamber'in doğduğu anı anlatan mısralar okunurken cemaat ayağa kalkar ve kıbleye doğru bir nevi saygı duruşu yapılır. Bu esnada Isfahan makamın dan Salat-u Selam okunur. Bu bahrin sonunda Hüzzam veya Arak makamından bir Tevşih İlahi okunduktan sonra "Gel beri ey aşk oduyla yanıcı" mısraı ile başlayan "Mi'rac" bahri okunur. Bahirler arasında İlahilerden sonra "Aşr-i Şerîf" okunması da adettir. Zamanımızdaki Mevlid okuyucuları bu düzene uymamakta, Mevlîdin bazı bahirlerini okumamakta, okudukları bahirleri de kısmen okumaktadırlar. Bilhassa Mi'rac faslısın ikinci yarışım "Söyleşirken Cebraîl ile kelam" mısraından başlayarak okumaktadırlar. Hele Mevlîdin en güzel parçası olan "Merhaba" faslım okuyan kalmamış gibidir. Buna karşılık, özellikle kadın dinleyicileri çok olan Mevlidlerde duyguları tahrikle menfaat sağlamak için, Edirne'de Kara-duman adlı cahil bir imam tarafından bozuk bir üslubla-vezinsiz-kafiyesiz yazılmış, ayrıca içinde Peygamberin şahsını küçük düşürecek cümleler bulunan "Vefat bahri" diye bir kısım okunmakta ve Mevlîdin güzelliği bozulmaktadır. Mevlîdin aslında bulunmayan böyle bir kısmın okunması doğru değildir. Mevlîd-i Şerîfin yukarıda söylediğimiz düzene göre eksiksiz okunması çok değerli olur. Mi rac bahrinden sonra Hüseynî makamından bir Münacat okunur. II. Mahmud zamanında başhanende (Okuyucuların başı ) Sekban tarafından her satırı ayrı ayrı ve gayet sanatlı bir şekilde bestelenmiş bir Mevlid-i Şerîf vardı. Bu beste, Mevlidcibaşı Osman Ef. ile kendi talebelerinden birisine öğretilmiş ve bu yoldan yayılmıştı. Notası yazılmamış olan bu beste başkalarından gizlenmiş ve zamanla kaybolmuştur. En son Hüdaî Dergahı şeyhi Ruşen Ef.'den sonra bu besteyi bilene rastlanmamıştır. Hammamî-zade İsmail Dede Ef.'nin talebelerinden ve eski Maliye Nezareti mümeyyizlerinden H. 1309 (M. 1893)'de vefat eden Vahib Ef., bu besteyi Ruşen Ef.'den dinlediğini söylemiştir. Notalarının yazılmaması ve sağlam bir nota sistemi olmaması yüzünden birçok değerli sanat eserlerimiz ne yazık hep bu şekilde kaybolmuş ve bize ulaşamamıştır. Bir de Kocamustafapaşa'da Sünbülefendi Dergahına mahsus bir Mevlid şekli vardı. Bu Mevlid'de her satırın peşinde zakirler tarafından "hay hay" denilmesi adetti. Bu Mevlidin bestesini en son bilen, o semtte oturan Mehmed Sami Ef. idi. Merhumden sonra bunu da bilen kalmamıştır.Mevlîdin en son parçasını dua kısmı teşkil eder. Bundan sonra bir "Aşr-i Şerîf" okunarak dua edilir ve Mevlîde son verilir.
|
| MERSİYE
: Cenaze Salatlarından sonra ve vefat için okunan Mevlidler
arasında ölülerin hatırasını yad için yazılmış ve usulsüz
okunan manzum eserlere "Mersiye" denir. Bunlar, musikî bilen kişiler
tarafından her makamdan usulsüz olarak irticalen okunur. Bu bakımdan
notaları yazılmış değildir. Bununla beraber usulle bestelenmiş bazı
ünlü Mersiyelerin notaları vardır. Türk edebîyatında bu türde yazılmış
manzum kıt'alar pek çoktur. Halk şairleri tarafından, bazı olaylarda
ölen kimseler veya şehit düşen kahramanlar için yazılmış
Mersiyelere "Ağıt" denir. Bunlar bir halk sazı tarafından
taksim şeklinde yapılan ve "yol gösterme" denilen bir girişten
sonra bir kişi tarafından usulsüz ve irticalen (veya bir üstada
benzeterek) okunur. Halk musikîsinde bu türden pekçok ağıt vardır.
Bunlar çoğunluk Hüseynî ve Muhayyer gibi makamlardan ve yanık nağmelerle
tiz perdelerden okunur.
Örnek : Mevlevî Devri Revani usulünde Sûzinak Mersiye. (Örnek nota : s1 )
|
| NAMAZ
VE MAHFEL TESBİHLERİ : Camilerde namazdan sonra müezzin
mahfelinde bir veya birkaç müezzin tarafından kısım kısım ve bazan
nöbetleşe, cemaatın Salat-u Selam getirmesine, tesbih çekmesine ve dua
etmesine zemin hazırlamak için irticalen ve değişik makamlardan usulsüz
olarak okunan Arapça mensur kıt'alardır. Okuyanlara göre çeşitli şekilleri
vardır. Halen camilerde namazlardan sonra bu tören aynen yapılmaktadır.
Farz namazlardan sonra müezzin "Allahümme entesselam ve-minkesselam
tebarekte ya zelce-lal-i vel-ikram" der. Namaz bittikten sonra
Peygamberimizin ruhuna Salat-u Selam okunur, ondan sonra "euzü-besmele"
çekilerek "Ayet-i kürsî" okunur. Daha sonra 33'er kere
"Subhan-Allah, Elhamdülillah, Allah-u ekber" diye teşbih çekilir
ve en son dua edilir. Duadan sonra imamın bir "aşr-i şerif"
okuması makbul bir adettir. Buna "mihrabîye" denir. Bundan
sonra da Fatiha ve Salavat iie namaza son verilir.
Cemaatın birçoğu Salavatı Fatihadan önce okur ki bu doğru değildir. Önce, Allaha hamd için Fatiha, bundan sonra Hz. Peygam-ber'e Salat-u Selam okumak gerekir. İrticalen okunan bu teşbihlerin her müezzine göre değişen çeşitli şekilleri olduğu için notaları yoktur. Bir de farz namazlardan önce müezzin tarafından ve Kamet'ten önce üç defa ihlas suresi okunması ve sonunda cemaat tarafından sessizce Fatiha okunması adettir. Burada İhlas suresinin üç defa okunmasının sebebi yoktur. Bunun doğrusu, üç ihlas suresi yerine bir defa İhlas ve bundan sonra gelen "Muavvezeteyn" denen Kur'an-ı Kerîm'in son iki suresinin de birer defa okunması ve Fatiha ile bitirilmesidir. Bu şekil kısa bir "hatm-i şerif" yerine geçer. Bununla beraber halen camilerde müezzinler bu şekli değil, üç İhlas okuyup Fatiha ile bitirmek şeklini adet haline getirmişlerdir. Teşbihin her camide değişik şekilde okunduğunu yukarıda söylemiştik. Bununla beraber basit bir şeklini burada şöyle özetleyebiliriz : Namaz bilince müezzin "Ala Rasulina salavat" diyerek cemaatı Salat-u Selam'a çağırır. Cemaat sessizce Salat-u Selam getirir. Bazı büyük camilerde bunun yerine bir veya birkaç müezzin tarafından "Salat-ı Tüncina" adı verilen bir Salat okunur, cemaat de buna sessizce katılır. Bundan sonra yine müezzinler tarafından cemaata tevbe ve istiğfar ettirilir ve Kur'-an'dan "Hasbün'Alla'hü ve ni'me'l-vekîl ni'me'l-Mevla ve ni'me'n-Nasîr" ayet-i celîlesi okunur. Bundan sonra "Subhan'Allahü el-hamdü li'llahi ve la-ilahe ill'Allahü v'Allahü Ekber ve la-havle ve la-kuvvete illa bi'llahi'1-aliyyi'l-azîm" ayet-i celîlesi okunur. Bunun arkasından cemaat sessizce "euzü-besmele" çekerek "Ayetü'l- Kürsî"yi okur. Bu ayetin bazan bir müezzin tarafından okunduğu da olur. "Ayetü'l- Kürsî"den sonra müezzinin çağrısı ile cemaat sessiz olarak 33 kere "Subhan-Allah", 33 kere "Elhamdü-lillah", 33 kere "Allahü Ekber" diye tesbîh eder. Bu teşbihlerin de müezzin tarafından sesli olarak yapılması ve cemaatin buna sessizce katılması mümkündür. Teşbihlerden sonra "La-ilahe ill'Allahü vahdehu la-şerîke leh. Lehü'l-mülkü le-hü'1-hamdü ve huve ala külli şey'in kadîr", "Ve ma-erselnake illa-rahmeten li'1-alemîn" a-yetleri okunur. Bundan sonra cemaat sessizce ellerini kaldırıp dua eder. Dua esnasında bazı camilerde müezzinler tarafından nağme iie "amin" sözü dua sonuna kadar birçok defa tekrarlanır ve Fatiha ile duaya son verilir.
|
AYİN-İ
ŞERÎF : Yalnız dini musikimizde değil, dini olmayan
musikimizin formlarından en büyüğüdür. 4 bölümden oluşur. Her bölüme
selâm adı verilir (her bölümün sonunda semazenler semayı bırakarak şeyhe
selam verirler). Mevlevî ayini ile Mevlevi semahını birbirine karıştırmamak
gerekir. Ayin, mevlevi semahına eşlik eden bir musiki formudur. Semah ise,
ayinin icrası sırasında semazenlerin belli bir disiplin içinde dönmesidir.
Bunların tümüne birden Mevlevî Mukabelesi denir. Formu aşağıdaki
gibidir.
|
|