İsmail H. DEMİRDÖVEN
Ben, "Turkmusikisi” sitesinde yaşamöykülerini okuduğum ve yıllarca müzikle
içli-dışlı olmuş, müziğin eğitimini almış, ömrünü Türk Klâsik Müziğine vermiş
son derece saygın ve değerli kişiler gibi size Türk Klâsik Müziğiyle
ilişkilerimin zamandizinsel (kronolojik) ve tarihsel bir dökümünü vermeyi
bilseniz ne kadar isterdim... Ancak böyle bir özgeçmişe sahip değilim. Ben,
Türk Klâsik Müziğini biraz geç de olsa daha yakından tanımaya heveslenmiş
birisi olarak bu sitenin üyesiyim.
23 Nisan 1950 günü doğmuşum. Kim bilir bu tarihin bana bir armağanı mıdır,
geriye dönüp de baktığım zaman her anından büyük keyif aldığımı
söyleyebileceğim bir çocukluk yaşadığımı görüyorum. Unutamadığım o kasabanın
bağları -bahçeleri, kırları- tepeleri biz birkaç çocuğun mekanı gibiydi.
Akşamları evlerimize girmek istemezdik. Böylesine yaşantıların, kendimle
ilişkilerimden kalkarak, çocukların gelişimini nasıl
etkilediğini/etkileyebileceğini çok sonraları anlamaya başlayacağım...
Yaşı en az elli ve ellinin üzerinde olan ve çocukluklarını Anadolu’nun küçük
kasabalarında müthiş bir özgürlük, mutluluk, huzur ve sevgi içinde dolu dolu
geçirmiş olan memur çocukları, radyonun yaşamlarındaki önemini anlayabilirler.
Bu önem fasıllarda somutlaşır. Fasılların, benim gibi sistemli bir müzik
eğitimi almamış kişiler için bir çeşit “Açık Öğretim Okulu” olduğunu
düşünmüşümdür.
Fasıllar insanda bir yandan ritim duygusunun yerleşmesine yardımcı olurken,
aynı zamanda da makam dizilerinin öğrenilmesinde bir işlev görebiliyorlar.
Bu “okul”un “müfredâtına”, o zamanlar kasabamıza sık sık geldiğine tanık
olduğum ve bir çoğuna kaçak gittiğim, Türk Klâsik Müziği topluluklarının
konserlerini (örneğin iki farklı zamanda Arif Sami Toker’i ve Zeki Müren’i
dinlediğimi hatırlıyorum) katmalıyım.
Aradan yıllar geçti. Hâlen öğretim üyesi olarak çalıştığım Hacettepe
Üniversitesi’nde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nın üniversiteye bağlanmasıyla
birlikte, orada da verdiğim dersler (“Estetik”, “Sanat Felsefesi”, “Sanat
Akımları”, “Sanat Eleştirisi” gibi lisans ve lisansüstü dersler) dolayısıyla
Türk Klâsik Müziğine olan (daha önceden de varolduğunu bildiğim) önyargılı
yaklaşımlara tanık olmak üzücü olmanın ötesinde aslında düşündürücüydü.
Öyle ki: kanımca, Müzik ve Kültür ilişkisinin o değiştirilemez varlığı,
yeterince irdelenip incelenemediği için gözardı edildiğinden, buna bağlı
olarak insan müziğinin bütünlüğü gerçeği unutuluyor; müziği sadece belirli bir
tür müziğe (Batı Klâsik Müziğine) indirgeyen bir anlayışla eğitim
sürdürülüyordu.
Bir toplumda bakışların, anlayışların değişmesi, birçok başka şeylerin de
değişmesine bağlı olduğundan, on hatta yüz yıllarla ifâde edilebilecek bir
zaman alabiliyor. Böyle bir bakışın değişebilmesi için de zamana
gereksinimimiz var.
Uzun zamandır “iyi” bir Batı Klâsik Müziği dinleyicisi de olmaya çalışmış
birisi olarak, bu durumun; tarihsel, toplumsal ve psikolojik nedenlerinin yanı
sıra; sadece Batı müziğine yönelik bir konservatuvar eğitiminde değil, Türk
müziğine yönelik bir konservatuvar eğitiminde de Felsefe ve özellikle Müzik
Felsefesi ve Eleştiri gibi derslerin (belki daha başkalarının da) yokluğu gibi
bir nedeninin de varolabileceğini düşünüyorum.
Bu arada, bir süreden beri ancak katılma fırsatı bulabildiğim Hacettepe
Üniversitesi Türk Klâsik Müziği Koroları dolayısıyla usûl ve solfej öğrenmeye
başladığımı burada sevinerek belirtmeliyim. Yeri gelmişken, sevgili Dr.Nazım
Şuvağ ile değerli hocam Gültekin Aydoğdu’yu anmadan geçmem bir haksızlık
olacaktır.
Hekimliğinin yanı sıra, Türk Klâsik Müziğini amatörlüğün çok üzerinde
benimsemiş ve onu yaşamının bir parçası kılmış olan, üniversitemiz Türk Klâsik
Müziği korolarının kurucusu ve “duayen”i Dr.Nazım Şuvağ’ın bu müziğe olan aşkı
bizlere örnek olmaktadır.
Sadece insan olarak değil, genel olarak müzik, özel olarak da Türk Klâsik
Müziği üzerine olan engin tecrübesine ve bilgisine, sahip olduğu yoğun müzik
kültürünü de katarak, bütün bunları titiz bir eğiticilik formasyonunda
birleştirebilmiş nâdir kişilerden olan sevgili hocam Gültekin Aydoğdu’dan her
geçen gün yeni birşeyler öğrenmenin hazzını yaşamaktayım.