- Evvelâ Ötüken Neşriyat A.Ş.'nin yeni çıkardığı
kültür serisi:133, yayın nu:388 olan Sayın Cinuçen
Tanrıkorur'a ait "Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler"
isimli kitabı alıp okumanızı, hatta bu kitabı kütüphanenizin
mu'tenâ bir köşesinde bulundurmanızı tavsiye ediyorum. Müzikten
hiç
anlamayanların veya bu konuda hiç bilgisi olmayanların bile
muhakkak istifâde edebilecekleri bu kitabı kültürümüzün
bazı dallarının tiraji komik bir hikâyesi olarak
okuyabilirsiniz. Yıllarca gözlerden kaçırılan veya tersi
gösterilmeye çalışılan "bazı şeylerin" çarpıcı
bir şekilde ortaya konmuş "gerçekleri"ni yine bu
kitapta bulabilirsiniz.
- Ses sistemine geçmeden önce müziğin temel
malzemeleri olan ses ve ritme ait bazı müzik terimlerini öğrenelim:
- Ses:Cisimlerin titreşmesinden meydana gelen
fiziksel bir olaydır. Sesler iki çeşittir:
1-Ölçülü ve âhenkli sesler (Müzikal sesler),
2-Ölçüsüz ve âhenksiz sesler (Gürültü) .
Müzikal sesleri birbirinden ayıran özellikler:
- 1-Yükseklik: Seslerin birbirine oranla
ince veya kalın (tîz veya pest) olması halidir . (Ses bir
cisim olmadığı için "ince ses" veya "kalın
ses" şeklinde bir isimlendirme hatalı olacakken, buna
karşılık "tîz ses" veya "pest ses" şeklinde
yapılacak bir isimlendirme çok daha doğru olacaktır.)
Sesin yüksekliğini size bir örnekle açmaya çalışayım: İlkokulda
herkese öğretilen bir parça olan "Daha dün annemizin
kollarında yaşarken" isimli çocuk şarkısını hatırınıza
getirin. "Da-ha" heceleri aynı yükseklikteki (aynı
frekanstaki) seslerle bestelenmişken, devamındaki "dün
an" heceleri daha yüksek (daha tîz) seslerle bestelenmiştir.
Bu arada frekans terimini de müzik yönünden açmaya çalışayım.
Bazan tv'de akademik ünvana sahip kişilerin bile bu terimi
yanlış kullandığını izliyorum. "Müzik setinin
frekansını biraz açar mısın?" şeklindeki bir
ifadede frekans terimi yanlış kullanılmıştır. Çünkü
frekans, sesin
gürlüğünü değil tîz veya pest olmasını bildiren bir
terimdir. Herhangi bir durumun 1
saniyede yinelenme sayısı bize kabaca o durumun frekansını
verir. Meselâ bir makine saniyede 10 düğme basıyorsa bu
makinenin düğme basma frekansı 10'dur.
Yukarıda sesin "cisimlerin titreşmesinden" meydana geldiğini
yazmıştık, işte bir cismin saniyedeki titreşim sayısı o
cisimden çıkan sesin frekansını, yani yüksekliğini
verir. Sesin frekansı arttıkça tîzleştiğini, azaldıkça
pestleştiğini duyarız. Buna göre frekansı 400 olan bir ses 300
olan bir
sese göre daha tîzdir.
Çocukken bir ağacın ortasını delip buradan ip geçirerek bu ağacı
başınızın etrafında bir daire oluştaracak şekilde çevirdiğinizi
ve "vuvvv, vuvvv" şeklinde bir ses çıkartarak eğlendiğinizi
hatırlayın. Bu ağacı ne kadar hızla çevirirseniz sesin
de o kadar tîz çıktığını bilirsiniz. İşte 1
saniyedeki çevirme sayısı (frekans) arttıkça çıkan ses de tîzleşecektir,
bu sayı azaldıkça ses de pestleşecektir. (Sanırım
frekans konusu iyice anlaşıldı.)
- 2-Şiddet (gürlük, volüm): Sesler arasındaki
kuvvetlilik, hafiflik farkıdır. Meselâ radyonun sesini
ayarlayan düğmeyi çevirdikçe sesin daha gür çıkması
gibi.
- 3-Tını: Sesler arasındaki renk farkıdır .
Gözleriniz kapalı iken size gitar ve ud sazlarını ayrı
ayrı dinletsek, görmediğiniz halde bunları ayırabilrisiniz.
İşte sesler arasındaki bu farklılığa tını denir.
- 4-Süre: Seslerin zaman içindeki devamlılığıdır.
(bir sesin 1 saniye, 2 saniye 4 saniye uzaması gibi)
- 5-Vurgu: Seslerin kuvvetli veya zayıf, uzun
veya kısa çıkartılmasıdır .
Görüldüğü gibi sesin beş ayrı fiziksel özelliği
bulunmakta. Bizi bunlardan şimdilik sesin yüksekliği yani tîzlik-pestlik
durumları ilgilendirmekte. Elimizde bir araç olsa ve biz bu
araçla istediğimiz frekansta sesi elde edebilsek, şöyle
bir durumla karşılaşabiliriz: Frekansı 200 olan bir sesi
hafızamıza kaydedelim. Frekansı 201, 202, ... 300 gibi yavaş
yavaş artıralım. Sesin gittikçe tîzleştiğini
hissedeceksiniz. Ne zaman frekans, ilk sesin frekansının
(200) iki misline çıkarsa (yani 2x200=400) elde ettiğimiz
bu 400 frekanstaki sesin 200 fekanslı sesle aynı olduğunu
duyarız. Tek farkla ki 200 fekanslı ses 400 frekanslı sesin tîz
benzeri olarak kulağımıza gelir. Fasıl programlarını
izlerken dikkatinizi çekmiş olabilir. Bazan fasıl heyeti
birden tîz seslere çıkarak parçayı bitirir. (Bu kulağımızda
bir falso oluşturmaz. Meselâ 440 frekanslı la notası ile parçayı
bitirecekken, bunun iki misli olan 880 frekanslı la notası ile parçayı
bitirirler.) Böyle birbirinin aynı duyumu bırakan bu müzik bölgelerine
oktav denir. Bundan şu sonuçlara varabiliriz:
- 1-İnsan kulağının kabaca 20-20.000
frekansları arasını duyduğunu birçoğunuz
biliyorsunuzdur. Buna göre: 20-40, 40-80, 80-160, 160-320,
320-640, 640-1280, 1280-2560, 2560-5120,
5120-10240, 10240-20480 olmak üzere insan kulağı toplam 10 oktavlık
bir alanı duyabilir, bunu dışındakilere sağırdır.
- 2-Bu 10 oktavın herbiri müzik yönünden
birbiriyle aşağı yukarı aynı sonuçları vereceği için
bunların birinin incelenmesi "Batı Müziği açısından"
yeterli olmaktadır. (Türk Müziği'nde genellikle bir oktavın
incelenmesi yeterli OLMAMAKTADIR.) Batı Müziği'nde bir
oktavlık alanı oluşturan seslerin 12'si alınmakta, insan
kulağının rahatça ayırdedebileceği diğer 50'den fazla ses işlenmemektedir.
Bunu aşağıdaki örnekte izleyebilirsiniz:
Do do# Re
re# Mi Fa
fa# Sol sol#
La la#
Si Do
reb
mib
solb
lab sib
(do# ile reb aşağı yukarı birbirinin aynı olan seslerdir. # işaretini
diyez olarak, b işaretini bemôl olarak okuyunuz).
Görüldüğü gibi Batı Müziği, toplam 12 sese sıkışıp kalmış,
böylece tabiatta bulunan ve insan kulağının ayırdedebileceği
frekanstaki seslerin çok büyük bir kısmını görmezden
gelen dolayısı ile bana göre doğallıktan uzak köşeli
bir ses sistemine sahiptir.
Bu sistem ile ancak 5 temel dizi (4 minör ve 1 majör) kalıbı
oluşturmak mümkündür. Bunların dışında oluşturulacak
dizi kalıpları dikkatli kulaklar için falsolu ve doğallıktan
uzak olacaktır.
Majör ve minör dizi kalıplarını da çok duymuşsunuzdur ama ne
olduğu hakkında bir fikiriniz olmayabilir. Bu amaçla
sizlere konuyu biraz açmaya çalışayım.
Yukarıda gösterilmiş olan toplam 12 notadan, değişik
kombinasyonlarda olmak üzere 7'sini alarak çeşitli diziler
oluşturabilirsiniz. Her dizide aynı notayı bir kez
kullanabilirsiniz ve ikinci nota birinci notadan önce
gelemez. Buna göre yüzlerce değişik dizi oluşturmak mümkündür.
Ancak bu dizileri oluşturan sesler ardarda gelecek şekilde
dinletildiğinde bunlardan 5'inin kulağa tam olarak oturduğu
yani kulağa hoş geldiği görülecektir. Dikkatsiz
kulaklarda Türk Müziği dizilerine yakın dizilerin de kulağa hoş
geldiği hissedilecektir. Ancak Türk Müziği'ne âşinâ kulaklar,
buradaki falso aralıkları hemen duyacaklardır.
- İşte Batı Müziği, Allah (c.c.)'nin yaratmış
olduğu ses âleminden ancak 5 dizi kalıbı ile
nasiplenebilmiştir. İlerideki yazılarımızda Türk Müziği
Ses Sistemi'ni incelerken atalarımızın bu konuda ne kadar açık
ve zengin duyuşlu olduğunu gözlemleyeceksiniz. Müziğin
ikinci malzemesi olan ritm, Batı Müziği'nde, ses sisteminde olduğu
gibi yine çok fakir olarak işlenmiştir.Batı Müziği, sadece 2
ve 3 zamanlı iki temel ritme ve bunların yine çok
basit bir düşünce ile 2+2, 3+3 şeklinde karıştırılmaları
ile oluşturulmuş bileşik ritmlere sahip bir müzik görüntüsü
vermektedir. Oysa Türk Müziği'nde olduğu gibi 2+3, 3+2,
2+2+3, 3+2+3, vs. gibi işlenip 80 küsur ritm (usûl) elde
edilebilirdi.
-
- Görüldüğü gibi Batı Müziği, hem sesten
hem ritmden, yani müziğin iki ana malzemesinden çok kıt
nasiplenebilmiş bir sisteme sahiptir. Peki bu durumda Batı Müziği'nde
ne yapmak gerekir ki sistemden ileri gelen bu fakirlik belirli
bir ölçüde de olsa giderilebilsin? Bu sorunun cevabını,
birbirine uygun olarak seçilmiş (bestelenmiş) melodilerin
aynı anda üst üste bindirilmesiye oluşturulmuş kontrpuan
tekniği ve birbiriyle uyumlu 2'den fazla sesin aynı anda tınlatılmasıyla
elde edilen akorlar ve bunların işlenmesi san'atı olan
armoni tekniği ile ortaya çıkarılmış "Batı Müziği çok
sesliliğinde" aramak gerekir. Özellikle çok seslilik yerine
"Batı Müziği çok sesliliği"dedim. Bizdeki sözümona
bazı ilericiler, çok seslilik deyince hep bunu anlıyorlar.
Bu yüzden de piyanonun başında "Yârim gitti çeşmeye"
türküsünü çokseslendirerek çağa uydurup! bize dinletmeye
yelteniyorlar.İllâ da çokseslendirme yapılacaksa bağlama
sazımızdaki her ayağa (makâma) göre yapılan akort şekillerinden,
türküler çalınırken kulağa gelen o çoksesli
tınılardan niçin faydalanılmaz hâlâ anlamam.
-
- Görüldüğü
gibi bizim Batı Müziği'nden alacak fazla birşeyimiz yok. Olsa
olsa çok seslendirme teknikleri iyice öğrenilir, Türk Müziği'nin
çok sesli
yapısı bu bilgiler ışığında incelenir ve Türk Müziği'nde
bir "deneme" olarak ortaya çıkan bu inceleme sonuçlarından
yararlanılarak yapılmış "yeni eserler" ortaya
konur ve müzik ortamına sunulur. Tutarsa ne âlâ, ama tutmazsa da
bunu dayatmanın anlamı yoktur. Ben "yukarıda belirttiğim
şekliyle yapılırsa" tutacağı inancındayım.
Piyasada yapılan arabesk müzik parçalarında (bugün yapılan
tüm piyasa parçalarını ben arabesk olarak niteliyorum) bu anlayışa
yakın bir şekilde yapılan örneklere rastlamak mümkündür ve
halkın büyük bir kesiminin 1960-1980'li yıllar arsında
yapılan pop müzik parçalarından ziyade bu dönemde yapılanlara
daha fazla itibar etmesini de ben bu anlayışa yaklaşılmış
çok seslendirme çalışmalarına bağlıyorum. Örneğin Kayahan'ın
"Seni versinler ellere beni vursunlar" mısrasını da içeren
bestesi, hicâz
makâmı seslerini içeren bir diziye sahiptir. Yine müzik piyasasında
besteleriyle ve yetiştirdiği talebeleriyle bir dönem fırtına
gibi esen Sezen Aksu'nun eserlerinin büyük bir kısmı Türk
Müziği usûl ve makâmlarına aşağı yukarı uyan bir
tarzda yapılmıştır. Bunlara az veya çok bir çokseslilik eklenirken de Batı Müziği çokseslilik anlayışından ziyâde
halkımızın nasıl hoşuna gider anlayışı, daha doğrusu
Türk Müziği'ne alışmış kulakları nasıl tırmalamadan
çokseslendirme yapabiliriz korkusu hissetmekteyim.
-
- Görünen o ki Batı Müziği'nin Türk Müziği'nden
alacağı çok şey vardır. Türk Müziği Konservatuvarlarımızdan
ve müzik bölümlerimizden mezun olan arkadaşlarımıza
gerektiği gibi yeterli Türk ve Batı Müziği bilgileri
verilse ve bu öğrenciler şartlandırılmasa, bir de san'atçılara
uygun ortam sağlansa kısa bir sürede Türk Müziği'nin dünyayı
kasıp kavuracağı inancındayım.
Eurovision Şarkı Yarışması'nda da görüldüğü gibi, içine
"az Türk Müziği" konmuş bir eser bile üçüncü
olabiliyor.
- Gelecek sayıda Türk Müziği Ses Sitemi'ni
incelemeye çalışacağız.
- Hoşçakalın.
Dr. Hanefi ÖZBEK.
- 1)Özkan İ.Hakkı, Türk Mûsıkîsi
Nazariyatı ve Usûlleri, Kudüm Velveleleri, Ötüken Neşriyat, İst.
1984.
2)Özkan İ.Hakkı, age.
3)Özkan İ.Hakkı, age.
4)Özkan İ.Hakkı, age.
5)Özkan İ.Hakkı, age.
6)Sıdal F., Türk Musıkîsi Nazariyatı, TRT Müzik dairesi Yayınları,
No:33, Ankara, 1985.
7)Tanrıkorur, C., Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler, Ötüken
Neşriyat A.Ş., İst. 1998.
- 8)Tanrıkorur, C., age.
|