|
TÜRKİYE RADYOLARININ TÜRK MÛSİKÎSİNE HİZMETİ Hazırlayan:Tâhir AYDOĞDU |
|
Türkiye’de ilk Radyo yayınının tarihi 1927 yılı olarak kabul
edilmektedir. Türkiye Radyoları’nın tarihi kısaca şöyledir:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, o günkü haberleşme
sistemlerindeki gelişmeleri görmüş ve Türkiye’de de modern bir
haberleşme sistemini kurmağa karar vermişti. O yıllarda dünyanın
hiçbir ülkesinde henüz gelişmiş bir radyo istasyonu yoktu;1926 yıllarında
büyün dünyada 123 radyo istasyonu vardı ve bunların toplam gücü
116 kW idi. İşte bu gerekçe ile İstanbul’un
Eyüp ilçesine bağlı Osmaniye semtinde, Ankara ‘da
Babaharman’da iki “Telsiz-Telefon” istasyonunun yapımı bir
Fransız şirketine ihale edilmiş, istasyonların yapılışı sırasında
şirket iflasın eşiğine gelmişti.
Yapımına 1925 yılında başlanan bu istasyona Avrupa’nın
en güçlü istasyonu gözü ile bakılıyordu. Kuruluşun
asıl görevine ek olarak, ikisine de 7 KW’lık birer lâmba
konmuş, radyo difüzyon için modülasyon tertibatı eklenmişti. Yapımı
iki yıl sürdüğüne göre, radyo yayınlarının 1926 yılında
deneme mahiyetinde başlamış olduğu söylenebilir. Bu iki istasyon
5 KW çıkışlı küçük postalardı.
Kurucu şirketin malî sıkıntısını gören Türkiye İş
Bankası, Anadolu Ajansı ve bazı özel kuruluşlar isme yazılı
hisse senedi çıkartarak bir anonim şirket kurdular. Daha sonra
zamanın hükümetine başvurarak, bu radyo-difüzyon istasyonuna
talip oldular. Durumu inceleyen yetkililer, 8 Eylül 1926 tarihinde
Ankara’da ise ilk stüdyoyu aynı şirket, İstanbul’a açılışından
bir yıl sonra, 1928 yılında açtı. Önce Millî Savunma Bakanlığı’nın
yakınında Mûsikî Muallim Mektebi’ne yakın bir dairede çalışmaya
başladı. Sonra Ankara Palas’ın zemin katına, daha sonra
Sağlık Bakanlığı’nın
arkasında tek kat bir bina kiralanarak oraya taşınıldı.
1929 yılında anlaşmanın bazı maddeleri değiştirildi. Bunun
üzerine İstanbul’daki Büyük Postaneden çıkarılan stüdyo,
Beyoğlu’nda kiralanan bir
apartman dairesine yerleştirildi. Bir süre böylece idare edildikten
sonra, gittikçe malî durum bozuldu. Abone ücretleri masrafları karşılamıyor,
kaçak çalışan alıcılar tesbit edilemiyordu. Hükümet ve
ortaklarının yardımına rağmen, şirketin durumu 1936 yılında
daha da bozulmuştu. 1938 yılında süresi dolan anlaşma
yenilenmedi;şirket tasfiye edilerek her iki istasyonun
işletmesini Devlet üzerine aldı. Bu verici sistemin ihtiyacı
karşılamadığı ve daha güçlü bir istasyon kurulması dikkate alınarak,
dünyanın o zamanki ünlü firmaları ile temasa geçilip, en uygun
olan MARCONI WIRELESS TELEGRAPH Co. Ltd. şirketine yeni Ankara
Radyosu’nun yapımı ihale edildi. 22 Temmuz 1938 tarihinde 1.735.710 lira harcanarak bugünkü bina hizmete girmiş oldu.
Bu şirket “Telsiz” adında bir dergi çıkartırdı.
Telsiz’in 4 Temmuz 1928 tarihli sayısında verilen radyo programına
bir göz atarsak , şu sanatkârların Türk Mûsikîsi’ne hizmet
ettiğini görürüz:İzak Elgazi, Udî Cemal Bey, hanende Hikmet Hanım,
Artaki Candan, Udî Mustafa, Tanburî Dürri Turan, Kemençeci Anastas,
Rebabî Eyyubî Mustafa Sunar, Neyzen Tevfik, Udî Hayriye Hanım,
Kemal Niyazi Seyhun, Mesud Cemil, Ruşen Kam, Süheyla Hanım, Nubar
Tekyay, Nezahat Hanım, Kemani Reşad Erer, Piyanist Cemal Bey, Naime
Sipahi, Hadiye Ötügen, Nebile
Hanım, Hâfız Burhan(Sesyılmaz), Münir Nureddin Selçuk v. b. . .
Bu konuda Cevdet Kozanoğlu şu bilgileri veriyor: “.
. . O zamanlar İstanbul
Radyosu’nda haftada üç gün Keman,
Klârnet,
Kânun,
Ud
ve iki okuyucu ile altı kişilik fasıl heyeti çalışırdı.
Bu heyetleri piyasadan ben
temin ederdim.
Aynı zamanda hanendelik de
yaptığım için,
beş kişi ile idare
ederdik”.
Ruşen
Kam, Osmaniye’de başlatılan ve daha sonra başka yerlerde yayın
yapan radyo çalışmalarını şu satırlarla özetliyor: “.
. . İstanbul Radyosu kurulduğu
zaman yayın yeri Osmaniye’deydi.
Otobüslerle giderek çok iptidai bir stüdyoda yayın yapardık;ancak burada çok
kalmadık.
Kısa bir süre sonra İstanbul’da
Büyük Postahane’nin en üst katında işe başladık.
Bu bina Türk Telsiz-Telefon
Şirketi’nin malıydı.
Odalardan birine bir
mikrofon,
yandaki odaya da bir
amplifikatör yerleştirilmişti.
Canlı yayın yapılırdı.
Her program arasında
spiker”Beş dakika istirahat”der ve bir metronom,
çalışmaya başlardı.
Bu sırada işi biten sanatkârlar
dışarı çıkar,
dışarıda bekleyenler içeri
girerdi.
” “İstanbul Radyosu’nun ,
daha doğrusu Türkiye
Radyoları’nın ilk spikeri Sadullah
Bey’di.
Sadullah Bey’den sonra hem
spiker,
hem de saz sanatkârı
olarak Mesut Cemil görev aldı,
senelik izinlerde spikerliğe
ben vekalet ederdim.
” “Türk Mûsikîsi yayınları
her gün öğleden sonra yapılırdı.
En çok yarım saatlik
programlar düzenler ve bir sanatkâra refakat ederdik.
Ayrıca Mesut Cemil’in yönetiminde
,
haftada iki kere Klâsik
Koro yayınları yapardık.
Bu koro programında saz
olarak Refik Fersan,
Kemanî Reşad Erer,
Kemal Niyazi Seyhun,
Vecihe
Daryal gibi seçkin isimler vardı.
” “PTT binasından sonra
Galatarasay’daki Ambassador adlı,
ki hâlâ kullanılmaktadır,
bir binaya taşındık.
Bu binada 1938 yılına
kadar kaldık.
Aynı yılın yaz aylarına
doğru İstanbul Radyosu’nda çalışan sanatkârların bir bölümü,
yeni açılan Ankara
Radyosu’na anlaşarak geçtiler.
Ben bu sırada Konya İstanbul
Radyosu daimî sanatkârlar
kadrosunda Mesut Cemil, Ruşen Kam ve Vecihe Daryal bulunuyordu. O
zamanlar piyasada bulunan “İncesaz Toplulukları”ndan da yararlanılmıştır.
Daha çok kemençeci Anastas’ın topluluğunun program yaptığını
, ilk kez Şevkefza faslının icra edildiğini Ruşen Kam’dan işitmiştim.
Bundan sonrasını Cevdet Kozanoğlu şu satırlarla anlatıyor:
“. . . Aradan çok seneler geçti.
Savaş bittikten sonra bir “Telsiz-Telefon Şirketi”nin kurulduğunu,
iflas bile ettiğini duymuştuk.
İş Bankası ile Philips Şirketi zor kurtarmış.
Radyonun Mesut Cemil,
Ruşen Kam,
Vecihe Daryal’dan ibaret ufak bir kadrosu vardı.
Vecihe Daryal evlenip ayrılınca yerine,
Ahmet Yatman alınmış.
Ahmet Yatman’la eskiden tanışırdık ve iyi Kânun çalardı.
Hâfız Burhan Atina’ya konsere giderken Ahmet Yatman’ı da götürmek
istemiş.
Zamanın Radyo Müdürü Hayrettin Hayreden,
-Yerine birini bulursan gidebilirsin-demiş.
Ben o sırada Sirkeci’nin büyük lokallerinden Hilâl Lokantası’nda
çalışıyordum.
Bir akşam yatman bana gelerek meseleyi anlattı.
Mesud ve Ruşen’le birlikte saat on sekizden on dokuza kadar ,
bir saat çalışacağımızı söyledi.
Ben bu üçlü heyete böylece dahil olmuş oldum.
Ahmet Yatman zamanında gelmeyince,
Hayrettin Bey onu bir daha radyoya almadı ve bu arada Vecihe Daryal
tekrar geldi.
Bu grup (Stüdyo Saz Heyeti) adı altında yetmiş lira aylıkla tatil
yapmadan çalışıyordu.
. . ”
Bu
konuyu Mesut Cemil daha başka türlü anlatıyor. Kozanoğlu’nun
kendisi için hazırlanan bir kitapçıkta yer aldığına göre daha
doğru olsa gerek. Kozanoğlu’nun anlattığı belki de olayın bir
başka yönüdür.
“. . . Tek stüdyomuzun saz heyeti Ruşen,
ben ve o zaman çocuk denecek yaşta bulunan Vecihe Daryal’dan
ibaretti.
Radyonun kıt,
kanaat,
bazen de tamtakır bütçesine uygun düşen bir sanatkâr kıtlığı içindeydik.
Kuvvetli ve cana yakın,
radyo denilen yeni imkânın mihnetleri içinde gizli,
temiz zevki sezebilen arkadaşlardan mahrumduk.
. . ” “İşte o sıralarda Ruşen Kam,
-Tanıdığım bir udî
Cevdet Bey var;çok iyi ve temiz çalıyor,
mutlaka sana dinleteceğim-diye
tutturmuştu.
Böylece bir akşam buluşmuş,
tanışıp hemen ertesi günü
üç iken dört olmuştuk.
”
Ankara
Radyosu 1938 yılında bugünkü binasına taşındıktan sonra, ciddî
öğretim yapan, sanatkâr yetiştiren, Türk Mûsikîsi’nin
sorunlarına eğilen, bütün bu işleri sıkı bir disiplin içinde yürüten
bir öğretim kurumu olmuştu. Hizmet bir bütün olarak ele alınmış,
öğretim programı hazırlanmış, çalışmalar bunlara göre yönlendirilmişti.
1936 yılında hizmete açılan Ankara Devlet
Konservatuarı öğretim kadrosundan da yararlanılmıştır.
Diğer taraftan Türk Sanat Mûsikîsi repertuarı ile ilgili çalışmalar
başlatılmış, 1939 yılından itibaren Fahri Kopuz nota kütüphanesini
kurmakla görevlendirilmiştir. Bugün bile kullanılan pek çok nota
Fahri Kopuz’un yazdığı notalardır.
Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti’nin bazı üyeleri
radyoevi kadrolarına aktarılmış, eski İstanbul Radyosu sanatkârlarının
pek çoğu Ankara’ya davet edilmiştir. Sazlar gruplandırılmış,
Klâsik Koro, İncesaz ve Küme Faslı gibi toplu programların yayınlanmasına
başlanmıştır. Piyasa sanatkârlarının elinde yıllarca niteliği
bozulmuş mûsikî eserleri ele alınarak en doğru şeklinin
tesbitine çalışılmıştır. Sınavla alınan stajyerler için Türk
Mûsikîsi Nazariyatı ve tarihi, edebiyat, diksiyon, solfej, bona,
uslûb ve sahne dersleri programa alınmıştır. Bayağılaşmağa çok
müsait olan Gazel formu ile cünbüş adındaki sazın icra edilmesi
ve çalınması yasaklanmıştır. O günlerdeki çalışmaları Mesut
Cemil şu satırlarla anlatıyor:
“. . . Türk Mûsikîsi’ne bağlı sanatkârların ,
her gün çalışmaları gereken şu görevleri vardır:Klâsik Türk Mûsikîsi
kursları,
Türk Mûsikîsi’nde makamlar,
şedler,
usûller,
genel mûsikî bilgisi,
kulak terbiyesi,
Türkçe ve metin okuma,
ses sağlığı.
. . ” “Bu konular genç sanatkârlara,
klâsik ve millî mûsikîmizin
bütün bilgileri ile birlikte,
genel mûsikînin genel
ufuklarını açmak,
yeni mûsikî uslûbumuzun
muhtaç olduğu ( çokseslilik) alanında onları,
radyoya düşen yayım işinin
şerefli elemanları haline getirmek amacını güdüyor.
”
Bir saz
ve söz arşivi olmadığından, canlı yayınların dışında, plâk
yayınları piyasadan sağlanan kaliteli plâklarla karşılanırdı.
Sanat değerlerine göre sınıflandırılan bu plaklardan zamanla büyük
bir arşiv meydana gelmişti. Bu değerli arşiv 1960 yıllarında,
anlaşılmaz bir sebeple hurda fiyatına plâkçılara satılmıştır.
Daha sonraki yıllarda bir
plâk kayıt stüdyosu açılmış ve iyi icra örnekleri arşiv için
plâğa alınmıştır. Ankara Radyosu kütüphanesi
kurulduktan sonra , ünlü mûsikîşinasların özel koleksiyonları
satın alınmıştır. Bu koleksiyonlarda bulunan
ve Hamparsum Notası ile yazılmış eserler Batı Notasına çevrilmiştir;meselâ
Leon Hancıyan’ın koleksiyonu, o zamana göre astronomik bir rakam
olan yedi bin liraya satın alınmıştır. .
Zamanın ünlü mûsikîşinasları Ankara Radyosu’nda
toplanmıştı:Refik Fersan, Fahire
Fersan, Mesud Cemil, Ruşen Ferid kam, Cevdet Çağla, Vecihe
Daryal, Fahri Kopuz, Zühdü Bardakoğlu, Osman Güvenir, Hakkı
Derman, Şükrü Tunar, Hayri Tümer, Veli Kanık, Şerif İçli,
Suphi Ziya Özbekkan, Kemal Niyazi Seyhun, Kemal Altınkaya ve daha
pek çok sanatkâr. . .
Türk Mûsikîsi’ni tanıtmak amacı ile
on beş günde bir hazırlanarak yayınlanan
“İzahlı Müzik” saatleri çok yararlı olmuştur. Bu
prgramı sunan Ruşen Ferid kam, makam ve usûlleri tanıttıktan ve
sabit perdeli bir sazla, perdeleri gösterdikten sonra klâsik
repertuarımızın en güzel örneklerini icra ettirirdi.
Bu değerli çalışmalar uzun yıllar sürdürüldükten sonra,
1949 yılında yeni İstanbul Radyosu hizmete girdi. Hemen arkasından
önceleri deneme yayınları yapan İzmir Radyosu 1951 yılında çalışmaya
başladı. Türkiye Radyoları 1964 yılına Basın ve yayın Genel Müdülüğü’ne
bağlıydı. Nihayet 2.1.1964 tarihli ve Kaynak:Türk Mûsikîsi Tarihi.
. . . . . . . . Dr.
Nazmi ÖZÂLP
|